Ah şu haylaz keratalar!

Posted on

Processed with VSCOcam with s4 preset

Biz modern zaman annelerinin başlıca derdi bu: ‘aman çocuğum beyinsel olarak uyanık olsun’. Yani uyanık dediysem, kurnazlık anlamında anlaşılmasın. Yani bebeğim kendisini çevreleyen ses ve titreşimlere açık olsun, beyni sağlam gelişsin, ilerde ensesine vurulup önündeki ekmeği kaptırmasın diye bin bir çabalar biz şehirli annelerde.

Olay hamilelik ve hatta daha öncesi folik asit sevdasıyla başlıyor  zaten yok neymiş nöral tüp defektini önlermiş. Sonra doğar mı sana cin gibi bebeler, uyumaz, o yeni doğan bebek haliyle seni sorgular, bin bir türlü oyunla seni ters köşe yatırır.

Sonra gelir efenim flaş kartlar, yok şarkılı oyuncaklar, baby Einsteinler, baby Mozart CD’leri, beş duyuya hitap eden oyuncaklar bi sürü ince ince düşünülmüş şey. Mini mini yaşlarda hummalı bir çalışmalar. Kas motor gelişimi, ince motor kaslar, yine karakterli kül yutmaz terrible two’lar horrible three’ler.

Arkadaşım bütün bu ‘aman çocuğum uyanık olsun, akıllı zeki olsun’ çalışmalarının sonunda altıncı yaşta geldiğimiz nokta şudur ki: Anacım bu çocuklar çıktıkları deliği bile beğenmiyorlar, cinlikte son noktadalar, laf yetiştirme al bi o kadar, hareket kapasitesi Duracell tavşanı ile kafa kafaya.

Ya diyorum acaba bizde annelerimiz gibi çocuklarımızı oluruna mı bıraksaydık, hem Montessori mi vardı eskiden? Hum?

Şimdi buraya kadar okumuş sevgili okur beni tanıyorsan birazcık anlamışsındır zaten metindeki hafif alaycılığı, hem bende öyle tarlada yetişen karpuz gibi çocuğu kendi haline bırakacak tip var mı?

Pedagojik anlamda feci donanımlı olmasam da kendi çapımda bi bildiklerim elbet benim de var:)

Folik Asit kullanımıyla da bi alıp veremediğim yok komik anekdot olsun diye kullandım.

Ancak bugün altı yaşında oğlum sabah bir saat cimlastik üzerine bugün beraber oynamamızı istediği tonlarca oyun sonrasında (1 saatte bahçeye çıkıp top oynadı ha) hala yatmadan önce son kalan enerjisiyle beni soru yağmuruna tutunca, kendi kendime bi sorayım dedim acaba bebekliğinde uyanık bişi olsun diye kantarın ayarını mı kaçırdım ne?

Hepsi şaka! Şimdi klasik her zaman yanında bir tutam suçluluk duygusuyla dolanan canlı türü ‘anne kişisi’ olarak direk şu cümle ile bağlıyorum: Aman canım sağlıklı olsun da koşsun oynasın, sorsun sorgulasın, beni zorlasın :)

Hemde uzun süredir yazmadığım gibi daha da uzun süredir böyle dırdırcı anne tonunda yazmadığımı da farkettim, bu açığımı da hemen kapatmak istedim.

Ay umarım bundan sonra daha sık yazarım.

Dua edin, gaz verin, çiçek yollayın hahahaha

Hepinizi öptüm

İ.


One thought on “Ah şu haylaz keratalar!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>