Mevsimler

Posted on

4832137c93110e4877484839300ba080

Büyüklerimizden, annemizden babamızdan, öğretmenlerimizden öğrendik biz bir yılda dört mevsim olduğunu. Yani aslında çocukken de bu değişimleri anlıyorduk ama adına ‘mevsimler’ koymayı onlardan öğrendik diyelim.

Herneyse şimdi bu meterologlar hep bir ağızdan felaket tellalığı yapıyorlar ya yok efendim artık dört değil sadece iki mevsim olacakmış, baharlar (ilk ve son olanlar) kısalacakmış, sonra da ortadan kalkacakmış… Bu bir yandan beni düşündürüyor (hüzünlü hüzünlü) çünkü baharların o sağı solu belli olmaz halini severim, kendimi hatırlatır bana. Hayatta ne çoookk sıcak ne de  çoook soğuktur baharlar, geçiş dönemleridir, ılıktır, alıştıra alıştıra bir sonra ki etaba geçmemizi sağlarlar… Bu pozitif yönleri.

Ama bir yandan da benim baharsal sorunsalım şu ki; bütün bu geçişlere, bir anda (ilk baharda özellikle) gevrek gevrek gülümseyip, gönül yaylarının hızlıca gevşemesini, ‘bizi bu güzel havaların mahvetmesini’ seviyorum. Karanlık kış mevsiminden sonra açıkçası iyi geliyorlar…ama yine de bi tutarsızlar.

Sonbaharın olayı ise ayrı biraz daha hüzünlü tabii, hele günlerinde resmi olarak kısalmasıyla, pikeden yorgana geçilmesiyle, hırkadan, yağmurluğa sonra da paltoya kadar uzanan sancılı bir dönem.

Ruhsal olarak bir sorunum yok anlayacağınız bu geçiş dönemleriyle ancak sıkı bir üşengeç olarak tabii ki daha ‘pragmatik’ sorunlarım var.

O kışlıkları bir türlü kaldırıp yazlıkların olduğu hurçlara ulaşmaya üşendiğim için ‘kıyafetsel’ olarak çok zorlanıyorum. E diyeceksiniz buraya yazmaya üşenmiyorsun da yapmaya mı üşeniyorsun? Yes ladys, i am idil.

Kendimi bu bahar günlerinde genel olarak ‘ama giyecek hiçbir şeyim yok ki beniiiimmm’ diye sızlanıp iş yerime en yakın olan Mango outlet’te buluyorum. Allahtan çalışan anneyim ve para harcamaya vaktim yok ve online shopping olayının ‘değiştirme ‘ riskini göze alamayacak kadar üşengecim (bazen işe yarıyor evet), yoksa halimiz yamandı. Yani kııırrk yılın başı kendimi kendim ile beraber (bücürsüz) alışverişıbl bir merkezde koyverdim mi toparlamam harbi zor oluyor.  Arkadaşlar seviyoruz tüketmeyi, artık bu içimizdeki boşluğu doldurmak için midir yoksa ne bileyim çocukluktan gelen bir travma mıdır bilmem ya da bazıları genetik olarakta açıklamaya çalışıyorlar bu durumu. Ben onu bunu bilmem ama yeni cicilerin  kısa bir sürelikte olsa hoş bir etkisi var üzerimizde (evet tamam tamam bende biliyorum kafa tın tın olursa insan daha çok tüketir falan filan zart zurt ama bence doluyken daha iyi tüketiyor en azından o duurr diyen iç sesini duymuyor)

İşte ilkbaharın tatlı sarhoşluğu, tatlı bir mayıs akşamı yazıyorum sizlere, bundan beş sene önce nasıl panik bir gece yaşamıştım, Bursa Spor-Fenerbahçe derbi final maçı vardı ve Fenerbahçe yense de yenilse de Kadıköy karışacaktı ve acaba doğum o gece başlarsa Kadıköy’ün göbeğindeki hastaneye nasıl yetişebilecektim ben? Eskiye dönüp bakınca kendime öyle gülüyorum ki bazen, şimdi olsa hiç dert etmem ve kendi kendime derim ki ‘amaann ne var gider evime en yakın hastanede doğururum’. Böyle de olgunlaştım hani hahahaha 🙂

Haydi kalın sağlıcakla, ben daha doğumgünü organize edeceğim.

İyi bir anne olmaya karar verdim.

İ.


Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *