Tavşan Uykusu

Posted on

taiwan-1117008_1280

Bazen alıp başımı gitmek istiyorsam; bunu yalnız başıma gerçekleştirmek ve sorumluluklarımdan kaçmak için değil; dünyanın ne kadar kocaman olduğunu unutamamamdandır.

Eğer bu kadar çok roman okumaya düşkünsem bu boş zamanlarımı dolduracak bir hobi bulduğumdan değil; tek bir hayat ile yetinemeyip, yaşayamayacağım ancak mümkün olan birçok değişik hayat olasılığını geçici bir şekilde yaşama sevdasındandır.

Büyüyüp hatta iki çocuk annesi olup hala aklım bu kadar uçucu şeylerle ilgileniyorsa bu zevzekliğimden değil yitirmemeye çabaladığım çocukluğumdandır.

Bir yere doğuyoruz, bir hayatı yaşıyoruz ama o kadar çok başka ihtimal var ki ya da alternatif. Düşündükçe ailemi, tasımı ve tarağımı toplayıp amansız bir serüvene atılasım geliyor.

Ve eğer bu yazı bu kadar kısa sürüyorsa bu yazacak  bir şeyim olmayışından değil Miray Hanımın bitmek bilmeyen ağlama krizleri yüzündendir.

Miray’da kim derseniz?

Bir gün vaktim olursa söz anlatacağım:)

Sevgiler

İdil


Daha İyi Bir Yaşam İçin 40 Öneri

Posted on

vw-camper-336606_1280

Yaz ayına girdik malum.

Kış ayının somurtkanlığı da geçti üzerimizden, yeni sorunumuz sıcaklar ama olsun napalım onu da halledeceğiz.

Geçenlerde bir arkadaşım paylaştı, bende sizinle paylaşmak istiyorum.

Gündelik hayatın gerizekalılıklarından kendimizi korumak gayet basit aslında, sadece o kadar basit ki bazen aklımıza bile gelmiyorlar.

P.S: Çeviri ile uğraşamadım please google translate: Ama yorumlamaya üşenmedim:)-

  1. Take a 10-30 minute walk every day. And while you walk, smile. It is the ultimate anti-depressant. (İstanbul’da insanlar sizi deli sanabilir, olsun)
  2. Sit in silence for at least 10 minutes each day. (boşuna kütüphaneci olmadım ben :) )
  3. Buy a DVR and tape your late night shows and get more sleep. (tv hayatımda hiçbir zaman önemli bir yer kaplamadı)
  4. When you wake up in the morning complete the following statement, ‘My purpose is to __________ today.’ (Keşke o kadar renkli bir hayatım olsa demeyin, insan düşününce kendisine koyabilecek gündelik hedefler bulabiliyor, gerçekten!)
  5. Live with the 3 E’s — Energy, Enthusiasm, and Empathy. (Lafta kolay pratikte zor bir madde ama denemeye değer!)
  6. Play more games and read more books than you did in 2007. (Oyun oynamayı küçümsemeyiniz, kitap okumaya diyecek sözüm yok, ‘kitap ruhun gıdasıdır’ dan başka’
  7. Make time to practice meditation, and prayer. They provide us with daily fuel for our busy lives. (Bu meditasyon olayları bana çok sofistike geliyor ama bu ön yargımı kırmalıyım!)
  8. Spend time with people over the age of 70 and under the age of 6. (İhtiyarın ve bebek-çocuğun huysuzunu bulursanız bence de kaçırmayın)
  9. Dream more while you are awake. (Sonra adın leyla’ya çıksın ama olsun)
  10. Eat more foods that grow on trees and plants and eat less food that is manufactured in plants. (Hayaller ve gerçekler)
  11. Drink green tea and plenty of water. Eat blueberries, wild Alaskan salmon, broccoli, almonds & walnuts. (Deneyeceğim ama söz veremiyorum)
  12. Try to make at least three people smile each day. (Bu konuda sıkıntı yok)
  13. Clear clutter from your house, your car, your desk and let new and flowing energy into your life. (En büyük hedeflerimden birisi, uzun yıllardır)
  14. Don’t waste your precious energy on gossip, OR issues of the past, negative thoughts or things you cannot control. Instead invest your energy in the positive present moment. (Bu bence hepimizin hayatını kurtarabilecek bir kural, gıybetsiz bir yaşam zor ama herşey kararında güzel, eğlenceli dedikodu yapın analize girmeden:) )
  15. Realize that life is a school and you are here to learn. Problems are simply part of the curriculum that appear and fade away like algebra class but the lessons you learn will last a lifetime. (Bu yaş ile oturan bir kavram, bende yavaş yavaş anlam kazanmaya başladı, yediğin her kazık bir hayat dersi cano, bunu unutma:) )
  16. Eat breakfast like a king, lunch like a prince and dinner like a college kid with a maxed out charge card. (Hahaha sadece gülüyorum çünkü bende tam tersi bu öğün işi)
  17. Smile and laugh more. It will keep the nagative blues away. (Her zaman! )
  18. Life isn’t fair, but it’s still good. (Aynnneeeeeeen!)
  19. Life is too short to waste time hating anyone. (Ben ondan nefret edeceğime o benden nefret etsin felsefesi de yürürlüğe sokulabilir)
  20. Don’t take yourself so seriously. No one else does. (Hep derim, ama bazen bazı insanların yüzüne söyleyemem o ayrı)
  21. You don’t have to win every argument. Agree to disagree. (Sonunda hepimizin gireceği delik belli :) )
  22. Make peace with your past so it won’t spoil the present. (Govinda jaya om)
  23. Don’t compare your life to others’. You have no idea what their journey is all about. (Hep derim ama empati kurmanın imkansız olduğu insanlar da mevcut malesef)
  24. No one is in charge of your happiness except you. (Kocam ile neden evlendim?)
  25. Frame every so-called disaster with these words: ‘In five years, will this matter?’ (Güzel bir alışkanlık)
  26. Forgive everyone for everything. (Affet affet de nereye kadar)
  27. What other people think of you is none of your business. (Bak orası doğru)
  28. Remember God heals everything. (Tanrı mı yoksa zaman mı bilemedim)
  29. However good or bad a situation is, it will change. (Sezen Aksu bunu daha önce söylemişti, geçerr geççeeerrr daha öncekiler gibi bu da geçer….)
  30. Your job won’t take care of you when you are sick. Your friends will. Stay in touch. (Peki parasız kaldığımda da ilgilenirler mi dersin)
  31. Get rid of anything that isn’t useful, beautiful or joyful. (pragmatik ol!)
  32. Envy is a waste of time. You already have all you need. (Annem de hep böyle der:) )
  33. The best is yet to come. (züğürt tesellisi)
  34. No matter how you feel, get up, dress up and show up. (show must go on!)
  35. Do the right thing! (doğrudan şaşma!)
  36. Call your family often. (aynı mahallede oturuyorsan benim gibi abartmaya gerek yok:) )
  37. Each night before you go to bed complete the following statements: I am thankful for _______. Today I accomplished ____. (Uyuyakaldığn anın bilincinde olursan tabii:) )
  38. Remember that you are too blessed to be stressed. (reality bites)
  39. Enjoy the ride. Remember this is not Disney World and you certainly don’t want a fast pass. You only have one ride through life so make the most of it and enjoy the ride. (hayat felsefem)
  40. Laugh when you can, apologize when you should, and let go of what you can’t change. (ah, ah, doğru söze ne hacet)

Kaynak: http://www.glennong.com/2009/04/40-tips-for-better-life.html

Sizde farkında olmadan bir guru olabilirsiniz, bu kurallardan hangisi hayatta sizin kurallarınızdan biri? Benim için her zaman 5,6,12,15,17,27. meddeler benim çoktan yürürlüğe soktuğum maddeler..

Ya sizin maddeleriniz hangisi?

Hadi anlatın! Anlatın!

İdil

 


Değişim

Posted on

coffee-731330_1280

Uzun yazmayacağım kısa keseceğim.

Bu aralar kafamda dönen bir soru var onu düşünüp duruyorum.

Nedir o soru?

Şu dünya üzerinde en çok arzuladığımız ve en çok korktuğumuz şeylerin en başında değişim geliyor. Nedir bu paradoks?

İçimde cesur bir savaşçı var. Daha doğrusu var-dı sanki. Peki şimdi nerde o?

Belki de otuzların getirdiği bu olsun, cesaret olsun.

Eşşeğini her zaman sağlam kazığa bağlayanlardanım bu konuda tartışmaya gerek yok ama aynı zamanda hayattaki açılımların hep cesaret işi olduğunun da farkındayım. Ve açılım olmadan da bir süre sonra boğulabilecek olanlardanım.

Bir şeylerden memnun ve mutluymuş-çuluk yapmak beni içten içe rahatsız eden bir şey. Hani gece yorgan döşeklerinin altındaki minicik bir bezelye tanesi yüzünden berbat bir gece geçiren bir prensesin hikayesindeki bezelye benim için bu -muşçuluk oyunu.

Herşeyin bu kadar oynak olduğu bir dünyada daha ne kadar sağlamcı olabiliriz?

Yeni rüzgarlara uyum sağlayabilmek için sağlam köklerin olması benim için elzem ancak devamında gelecekten bu kadar korkmamalıyım.

Hayır korkmamalıyım, ben ki arkasına bakmadan derinlere daha da derinlere soluksuzca yüzmeye hevesli bir kızım. Di mi?

Bi noktada samimi bir şekilde: Hayat nasıl biliyorsan öyle gel! diyebilmeyi becerebilmek gerekiyor sanırım.

Ve her şartta senin koşullarına uyum sağlayacağım, yeterli donanıma sahibim. Haydi bakalım uçuşa hazırız!

34 yaş yeterince iddialı oldu mu bakalım bu son cümle?

Göreceğiz.

Ha bir de her işte bir hayır vardır:)-

Güzel bir gün olsun.

Hepimizin akacağı kanalları bulup kendisini en güzel şekilde ifade edebileceği güzel günler olsun. Boşa yaşanmayacak bir hayat için vazgeçilmez olan bu sanırım.

Öptüm.

İdil


İlham

Posted on

wood-691480_1280

Şu hayatta bize en çok vakit kaybettiren şeylerin başında diğer insanlar geliyor bence…

Her ne kadar insan iletişiminin, dayanışmasının, birlikteliğinin önemine bütün kalbimle inansam da yine birbirimizin dipsiz kuyusu yine birbirimiziz.

İlhamı hep büyük şeylerde arıyoruz, hayatı yaratıcı bir şekilde yaşayabilmeyi kaçımız başarabiliyoruz? Kaçımız küçük şeylerde, izlerde, anlarda farklı olanı yakalayabiliyor? Yorumlayabiliyor?

Hayat hepimize az ya da çok zor. Peki bizim ilhamımızı kim çaldı? Çalıyor? Yoksa bir suçlu yok mu?

Kös kös kapalı bir toplumda yaşıyoruz tamam kabul, yaşama zevkimizin günden güne köreltildiği, kadınların sadece anne ve ev kadını seviyesine çekildiği, tatsız tutsuz, şiddetin hepimizi sindirdiği, huzursuz zamanlar…

İşte ben böyle zamanlarda olduğu gibi kendi iç melodime sığınıyorum. Gazeteleri az okuyorum, tv zaten izlemiyorum, insanlarla gündemi yorumlamıyorum. Kendi kabuğuma çekiliyorum işler b.ka sardığında.

Önümde potensiyel yaşanacak yıllar olduğunu düşünürsek, anne olduğumu,  bedensel ve ruhsal olarak sağlıklı bir çocuk yetiştirmeyi hedeflediğimi de düşünürsek; ruh sağlığımı korumam gerekiyor.

Yapıcı olmayan tartışmalarda, anlamsız çekişmelerde, ego savaşlarında, gereksiz kıskançlıklarda ve dar alanlarda bazen diğerlerinden kaçıyorum evet. Çünkü insanlar kısır döngüye girdiklerinde sadece enerji kaybediyorlar.

Kitap okumak, boyama yapmak, bileklik örmek, müzik dinlemek, insanlarla genel olarak iyi bir iletişimde olmak, medyayı uzaktan ve sadece mantıklı kanallar aracılığı ile takip etmek bana iyi geliyor.

Bir de buraya yazmak. Kendime küçücük bir yaratıcılık balonu yaratıyorum. Özellikle kendimi mücadeleden uzak, tembel sıkıntının kollarında bulduğum zaman buraya yazmak benim için ödev gibi oluyor. Mükemmel olmayacağım hiç bir zaman, mesela yazım yanlışları yapmaya devam edeceğim, noktalama işaretlerini doğru kullanamayacağım, cümlelerim bazen düşecek. Ama bütün bunlar kendimi yazılı ifade etmeme engel olmayacak. Çünkü gündelik hayatımı ‘yaratamaz isem’, ‘bakan körlerden’ birisi olup çıkarsam kendimi hiç affetmeyeceğim.

Blogların bir iyi tarafı da bu, kocaman bir kitleye ifade etmesem de kendi çemberimde gönlümü eyliyorum. Ve biliyorum ki hayatımızdan sıkılsak da bazen, işimizde gücümüzde arzu ettiğimiz yaratıcılığı sergileyemediğimizi düşünsek de küçük eğlenceler ve kişisel yaratıcılıklar peşinde koşabiliriz. Gündelik hayatımızı kurtarabiliriz! An’da kalabilmeyi becerebilmek bence mühim bir şey, ne geçmişte takılmak ne de geleceğe kafayı gereksizce takmak.. Şu ana hakim olursak belki yakın geleceğe de bi nebze sözümüz geçer?

Her neyse uzun lafın kısası benim için insanlar büyük bir ilham kaynağı aslında, sap ile samanı ayırabilmeyi daha iyi becerebilmek için uğraşıyorum. Kafamızda takıldığımız, üzerimizde, düşüncelerimizde bile olsa didiştiğimiz insanlara yol vermeyi başardığımızda esas o zaman mutluluğun kapıları bizim için açılıyor bence…

İkinci etap benim için evdeki fazla eşyalardan kurtulmak, kötü anılar gibi gereksiz eşyalardan da kopmayı becerebilmek…

Herkese gülümsüyorsam bu safça bir iyimserlik bulutunda yaşadığım için değil ama gülümseyerek hayat daha kolay. İnsanların size yaptıklarını (iyi ya da kötü) hiçbir zaman unutmayın, aslında atalarımızın da dediği gibi her işte bir hayır var. Bazı şeyler oluyorsa ve olurken bizi ruhsal olarak yoruyorsa bile doğru dersi çıkartıp Yandex hesabı doğru bir ‘yeni rota’ hesaplayabiliyorsak kendimiz için, o zaman şanlı sayabiliriz kendimizi!

Sevgi ile kalın ve rotanızı mümkün olduğunca kendiniz belirlemeye çalışın!

İ.

 

 

 

 


Bir Kitapseverin Sayıklamaları

Posted on

books_apple_hires

Eğer bir Edmond Dantes ya da nam-ı diğer Monte Cristo Kontu değilseniz,  sıradan hayatınızda yaşayabileceğiniz maceralar/hayatlar malesef ki sınırlı.

Ancak iyi bir okursanız önünüze açılabilecek kapılar, hayatlar, maceralar,zamanlar, algılar, duygular sınırsız.

Herkesin şu hayattaki uyuşturucusu farklı, benimkisi de  kitaplar. Normal bir ilişkimiz olmadığının farkındayım ama benden bin beterlerinin olduğunu da biliyorum. Doyumsuz bir iştahla kendilerine sahip olmayı seviyorum, hep yanımda yamacımda olsunlar istiyorum. Gece ansızın uyanıp ‘o’ kitabı okumam gerekebilirmiş gibi başucumda bekleyen bir sürü kitap var.

Ayrıca günün değişik saatleri için değişik kitaplarım var. Mesela sabah ve akşamüstü iş dönüşü için çantamda bir tane nispeten ‘hafif’ bir roman vardır, malum toplu taşımada konsantrasyon bir yere kadar. Sonra evde taşıması ağır bir kitap vardır, bir zamanlar başladığım ama bir türlü bitiremediğim. Çizgi romanlar vardır sonra siyah beyaz mürekkep tekdüzeliğinden sıkıldığımda nefes aldığım ama geceleri yatmadan önce beynim jöle kıvamında değilse mutlaka Monte Cristo ile randevuma koşarım. Hayatımda okuduğum en esaslı intikam hikayesi, bu aralar çevremdeki herkesi bu hikaye ile bayıyorum biliyorum ama sevdim mi anlatırım, huy bu çıkmıyor:)

Kitaplara kesinlikle yüce bir anlam yüklemem, putlaştırmam onları. Öncelikle kendime sonra da kütüphaneden yolu geçenlere kesinlikle ön yargılı davranmam. Sadece Dünya Klasiklerini ya da Jean-Paul Sartre’ın Bulantı’sını okuyanları adam yerine koymam. Bence okuma zevkleri şekilden şekile girebilir, dönemsel olarak değişebilir. Özgür bir konu olmalıdır. Okumak her okurun kendi ‘gizli bahçesine’ hitap eden bir etkinliktir. Dünyanın en asosyal etkinliğidir kanımca ve bana çok iyi gelmektedir.

Hepimizin kendinden kaçış, kendini uyuşturma ya da uyandırma yöntemleri apayrıdır tabii. Benim için sosyal, renkli, geveze, matrak tarafımın zıttı olan karanlık tarafımdır okumak. Sadece kendimle baş başa kalmaya ihtiyacım herkes gibi benimde  var, bazen de oyalanmaya. Günümün büyük bir bölümünü onların arasında nefes almak, onları raflara hazırlamak, insanlara tanıtmak ile geçiriyorum. Göreceli olarak asosyal bir meslek, ya da hitap ettiğin kitlenin senin gibi hafif, orta ya da ağır şiddette içine kapanık insanlardan oluştuğu büyülü meslek.

İnsanlar, çevremdeki olaylar, hareket eden dünya, akan gün, uçan kuş, esen rüzgar, arızalı yanıp sönen lamba falan filan bütün bunlar son derece dikkatimi çeken olaylar. Odaklanmakta güçlük çekebilen biriyim, algıları biraz hassas terazi gibi işte bu yüzden sessizliğin hüküm sürdüğü, bazen monotoninin doruklarında dolaşan ama genç ya da yetişkin okurlarla renklenen güzel bir mesleğim var.

Okumak şu hayatta edindiğim en hayat kurtarıcı eylemlerden biri. Bir nev-i travelling without moving yani tam benim gibi fiziksel tembel ama kafasında binlerce at koşturan bir insana göre bir eylem. Ya da insan tanımayı, analiz etmeyi seven bir çakma sosyolog için bulunmaz fırsat, risksiz çünkü okumak pasif bir eylem de aynı zamanda. Sonra bir de işin virütik tarafı var, bulaşıcı bir hastalık okumak, romanlar, güzel bir hikaye, tavsiyeler. Hele okumayla arası olmayan bir insana bu alışkanlığı aşılayabilirsem benden mutlusu yoktur. Kütüphaneci olmak sıkı bir gözlem yeteneği ve hafıza gerektirir okurları onların okuma alışkanlıkları hakkında şaşırtabilmek ve yeni kitaplarla tanışabilmelerini sağlamak için. İyi bir kütüphaneci bence basın-yayım dünyasını iyi takip ettiği gibi okuyucuları da iyi tanımalıdır, sonrasında ise şeker gibi tatlı ve samimi bir ilişki doğar zaten kendiliğinden.

Bir insanın gündelik hayatında yapabileceği en barışçıl bir eylem okumak ayrıca. Daha çok okur olsa keşke insanlar birbirlerini yemeseler sıkıntıdan. Boş verseler boş verebilseler mesela.

Peki sizin için nedir okumak? İtici midir yoksa çekici midir? Kibirli midir yoksa alçakgönüllü mü? Yabancı dilde okumak ne anlama gelir sizin için?

O gün içinde sessiz sakin yerinde oturan, periyodik aralıklarla şıışşşt diyen sessizlik mabedinin cesur şövalyesi kütüphanecinin kafasında da bin türlü sorular dönmektedir belki de bütün bu sorulara cevaplar bulabilmek için bütün bu değişik kitaplar arasına sığınmıştır. Kim bilir?


Gemilerde Talim Var

Posted on

tumblr_map2034zwt1rxp8qh

Bekara karı boşamak ne kadar kolaysa, bir olayı bizzat yaşamayan birinin diğerine ‘let it go’ (ammaaan sallaa!) demesi de o kadar kolaydır.

Kendimi kocaman rus bandıralı gemilere benzetiyorum, hani Boğaz’ı geçerken o heybetli hallerine şaşkın baktığımız. Neden onlara benzetiyorum kendimi? Tamam Rus değil başka bir bandıralı da olabilirler, üzerlerinde kiril alfabesi gibi anlaşılmaz olabildiğimden de değil, hele öyle paslanmış boyası dökülmüş oldukları için de değil ama heybetli halleri yüzünden.

Daha açık olayım; eskiden daha gençken bir kayık gibiydim. Pır pır, dalgalarda sallanan, fazla açılamayan, kürek çektiğim, kıyıdan fazla uzaklaşamayan ya da gittiği yönü beğenmediğinde fırt diye yön değiştirebilen ve hatta bazen sıkılınca zıp diye bir suya atlayıp çıkabilirdim minik kayık hallerimden…

Sonra birazcık daha büyüdüm motorlu bir tekne gibi birazcık daha güçlendim, dalgalarla kollarım değil teknenin motoru başa çıkmaya başladı, belki de yelkenlerim eklendi. Rüzgarları tayin etmeye başladım hafiften, rüzgarın geliş yönlerine göre kırdım dümeni ve hatta ben dümendeyken bir miço diktim yelkenlere. Yardımcı oldu bana. Bir kayık kadar küçük olmasada cüssem yine çokta açık denizlere çıkamadım teknemle. Ama koy koy gezdim, paşa gönlümü eyledim. Güneşte yol aldım, fırtına da sağlam limanlara sığındım.

Sonra işte geldi bu açıııkkk deriiinnn denizlere açılma mevzuatı. Motorların sayısını arttırdık artan sorumluluklarla. Annelik-evlilik-gündelik hayat bir okyanus misali çekiverdi içine. Bu derin sularda büyük dalgalar daha çoktu diğer zamanlara göre, kıyıdan uzaklaştıkça boyutları da  büyüdü geminin. Okyanusları yelkenlilerle aşanlar da var elbet ancak ben sağlam bir cüssenin içine saklamayı tercih ettim kendimi. Sağlam ama manevra kabiliyeti daha zor olan.  Böyle kocaman gemiler de tahmin edersiniz ki aklınıza her estiğinde yön değiştiremezssiniz, bir kere iki kere kırk kere düşünmek gerekir ve de aynı zamanda bir değişiklik kararı alındı mı önceden çevirmeye başlamak gerekir dümeni…

Artık pır pır küçük sularda ilerlemiyorum, yüzdüğüm sular daha lacivert daha ıssız, daha kendine has. Ağır ağır, kazan dairesinden homurdanan motorlar da boyutlarına orantılı olarak daha bir homurtulu… Ama ben öyle her kıytırık dalgada yamulan, sağa sola yatan bir gemi değilim. Rotam az çok belirli, duruşum ise baki, kendimin farkındayım (olduğum ve olmadığım şeyler).

İstediğim her koyda durmasam da artık, denizler aşıp ağır aksak değişik büyük limanları keşfetmek beni heyecanlandıran.

Heyecan baki, sadece eşlik eden mürettebatı seçerken daha seçiciyim. Malum hayat bir yolculuksa kimlerle yola çıktığını iyi tayin edeceksin çünkü denizin şakası olmaz güvenilir insanlara açacaksın geminin kapılarını ya da kalbini…

P.S: Meşhur üşengeçliğim David’in yoğunluğuyla kesişince Havayi.com haaalllaaaa yeni arayüzüne kavuşamadı ancak yeni bir yazıya kavuştu, aynı sizi okuyucuları gibi:)

İyi yürekliler ve dirençli olanlar her daim yol alır bütün tsunamilere rağmen. (izlediğim bütün çizgi filmler ve hikayeler bana bunu öğrettiler çocukluğumda:) )

Sevgi ile kalın.

i.


Esinti

Posted on

index

 

Gün içersinde hafiften rüzgar esiyor bazen, bir toplantıdayken mesela, boynumda hissediyorum. Hafif esintiler huzur veriyor bu aralar bana. Uykusuz geçirilen bir gecenin sabahında ya da zırıl zırıl ağladığın gün veya gecelerin ardında garip, sakin, yorgun ama huşu dolu bir durgunluk olur ya; bu aralar o  ruh  halindeyim.

Bazen hafif esiyor rüzgar, bazen gökyüzünde kara kara bulutlarını toplayıp dayanamayıp patlatıyor bir fırtına. Nasıl iyi geliyor, rüzgar bu aralar bana birşeyler fısıldıyor.

Artık tatil vakti diyor, yeter artık yeme kendini diyor, herşeyi, herkesi oluruna bırak diyor. İnsanları iyice anla, tanı ona göre davran diyor. Bu sene hanemizden ağır ağır bir satürn geçişi yaşadık. Satürn geçişi nedir astrolojik olarak?

‘Satürn’ün görevi, imtihandır, sabrın denenmesidir, öğretmendir, zamanın eğitmenidir, şer gelmeden hayrın kıymeti bilinmez, düzen sarsılmadan, iyi mi kötü mü olduğu anlaşılmaz. Yaşam, sonu ölüm olan bir yol, bu yolda giydiğin ayakkabıyı sen seçersin, beğeneni olur beğenmeyeni, yoluna taş döşeyeni olur, gül döşeyeni, Satürn tüm bunları gözler önüne serer, gerçekçi bir yaklaşımla canını yaka yaka, burnunu sürte sürte, gösterir sana, dayanma gücünü artırır. Taş döşeyenler de hayrınadır, İmtihan işte, ya alırsın dersini güzelce, verirsin geçer gidersin, ya da kalırsın orada ömür sonuna kadar bahtına lanet edersin. Bahtın senin adımlarından oluşur da, suçlayacak birilerini ararsın.’

İşte budur bu senenin özeti, bir an önce geçsin gitsin bitsin bu imtihan.

Ancak aldığım(ız) en büyük ders küçük ailemizin herşeyden, herkesten daha kuvvetli olduğudur. Her şerde bir hayır vardır, bu zor senenin bizi birbirimize kenetlediği de belki de elimizdeki en pozitif olgudur.

Bütün hastalara şifalar diliyorum, diğer bahtsızlara da ‘merak etmeyin yanlış hesap Bağdat’tan bile döner’ demek istiyorum.

Es rüzgar es, senin eşliğinde sadece kitap okuyacağım, boyama yapacağım, bileklik öreceğim, yemek yapacağım, kestireceğim, kulaç atacağım, yürüyeceğim günlerin hayallerini kurmaktayım sen boynumda dolaşırken.

İç huzurumuz en büyük kalemiz, onu sıkı sıkı koruyalım.

kiss kiss

İdil


Mevsimler

Posted on

4832137c93110e4877484839300ba080

Büyüklerimizden, annemizden babamızdan, öğretmenlerimizden öğrendik biz bir yılda dört mevsim olduğunu. Yani aslında çocukken de bu değişimleri anlıyorduk ama adına ‘mevsimler’ koymayı onlardan öğrendik diyelim.

Herneyse şimdi bu meterologlar hep bir ağızdan felaket tellalığı yapıyorlar ya yok efendim artık dört değil sadece iki mevsim olacakmış, baharlar (ilk ve son olanlar) kısalacakmış, sonra da ortadan kalkacakmış… Bu bir yandan beni düşündürüyor (hüzünlü hüzünlü) çünkü baharların o sağı solu belli olmaz halini severim, kendimi hatırlatır bana. Hayatta ne çoookk sıcak ne de  çoook soğuktur baharlar, geçiş dönemleridir, ılıktır, alıştıra alıştıra bir sonra ki etaba geçmemizi sağlarlar… Bu pozitif yönleri.

Ama bir yandan da benim baharsal sorunsalım şu ki; bütün bu geçişlere, bir anda (ilk baharda özellikle) gevrek gevrek gülümseyip, gönül yaylarının hızlıca gevşemesini, ‘bizi bu güzel havaların mahvetmesini’ seviyorum. Karanlık kış mevsiminden sonra açıkçası iyi geliyorlar…ama yine de bi tutarsızlar.

Sonbaharın olayı ise ayrı biraz daha hüzünlü tabii, hele günlerinde resmi olarak kısalmasıyla, pikeden yorgana geçilmesiyle, hırkadan, yağmurluğa sonra da paltoya kadar uzanan sancılı bir dönem.

Ruhsal olarak bir sorunum yok anlayacağınız bu geçiş dönemleriyle ancak sıkı bir üşengeç olarak tabii ki daha ‘pragmatik’ sorunlarım var.

O kışlıkları bir türlü kaldırıp yazlıkların olduğu hurçlara ulaşmaya üşendiğim için ‘kıyafetsel’ olarak çok zorlanıyorum. E diyeceksiniz buraya yazmaya üşenmiyorsun da yapmaya mı üşeniyorsun? Yes ladys, i am idil.

Kendimi bu bahar günlerinde genel olarak ‘ama giyecek hiçbir şeyim yok ki beniiiimmm’ diye sızlanıp iş yerime en yakın olan Mango outlet’te buluyorum. Allahtan çalışan anneyim ve para harcamaya vaktim yok ve online shopping olayının ‘değiştirme ‘ riskini göze alamayacak kadar üşengecim (bazen işe yarıyor evet), yoksa halimiz yamandı. Yani kııırrk yılın başı kendimi kendim ile beraber (bücürsüz) alışverişıbl bir merkezde koyverdim mi toparlamam harbi zor oluyor.  Arkadaşlar seviyoruz tüketmeyi, artık bu içimizdeki boşluğu doldurmak için midir yoksa ne bileyim çocukluktan gelen bir travma mıdır bilmem ya da bazıları genetik olarakta açıklamaya çalışıyorlar bu durumu. Ben onu bunu bilmem ama yeni cicilerin  kısa bir sürelikte olsa hoş bir etkisi var üzerimizde (evet tamam tamam bende biliyorum kafa tın tın olursa insan daha çok tüketir falan filan zart zurt ama bence doluyken daha iyi tüketiyor en azından o duurr diyen iç sesini duymuyor)

İşte ilkbaharın tatlı sarhoşluğu, tatlı bir mayıs akşamı yazıyorum sizlere, bundan beş sene önce nasıl panik bir gece yaşamıştım, Bursa Spor-Fenerbahçe derbi final maçı vardı ve Fenerbahçe yense de yenilse de Kadıköy karışacaktı ve acaba doğum o gece başlarsa Kadıköy’ün göbeğindeki hastaneye nasıl yetişebilecektim ben? Eskiye dönüp bakınca kendime öyle gülüyorum ki bazen, şimdi olsa hiç dert etmem ve kendi kendime derim ki ‘amaann ne var gider evime en yakın hastanede doğururum’. Böyle de olgunlaştım hani hahahaha :)

Haydi kalın sağlıcakla, ben daha doğumgünü organize edeceğim.

İyi bir anne olmaya karar verdim.

İ.


Kalabalık

Posted on

e231ffc7f1a820a648c992719a604de6

Herşey yolunda, bir sorun yok.

Ancak içimde bir kalabalık bir kalabalık.

İki kelamı bir araya getirip şuraya yazamıyorum, kendimle derin muhabbetteyim şu aralar.

Evet kendini yazılı ya da sözlü herhangi bir şekilde ifade etmesi gereken insanlardanım. Çok konuşan insanların hepsinde olmasalar da bir çoğunda, içlerinde tam bir sessizliğe kaçtıkları bir ağaç kabuğu vardır diye düşünürüm hep, ya da benim için öyle. Şarj olmak için sığındığım bir ağaç kavuğum var.

Kendimi bu blog kanalıyla ifade etmeyi özlüyorum, çok ilgi ve alaka gösteremiyorum bu aralar.

Kendi kendime hayatın detaylarında kahkahalarla gülüyorum (sessizce) çünkü aslında hayat absür birşey, diyorum sonra komik komik anlat onu burada ama işte nasıl oluyorsa üşeniyorum, unutup gidiyor sonra…

Bu aralar iş ve ev için yapmam gereken zorunlulukların dışında bol bol kitap okuyasım var. Hiç uykum gelmese, hiç yorgun olmasam ve hep okusam. Sanırım hayatın bazı dönemlerinde başka hikayeler dinlemek daha cazip:)

P.S: Emre’nin beşinci yaş doğumgününü organize etmeyi inatla reddediyorum. Çok üşengecim çok. Allah affetsin, bir de Emre:)

Siz hala arada buralara göz atıyorsunuz değil mi? Başı boş bırakmaya gelmez:)

İ.


Şimdiki An

Posted on

12237a7994b009458d062ef5fcac9894

Bu aralar biz yetişkinler dünyasında çok moda olan bir şey var; Avrupa’da binbir çeşit, farklı farklı temaların işlendiği boyama kitapları ya da mandala boyama kitapları.

Renklere vurgun bir insanım, işin içine boyama girince daha da heyecanlı oldum. Çevremde gördüğüm kadarıyla bu boyama işine yavaştan hepimiz kapılmaktayız.

Kalemlerimizi çocuklarımızdan saklıyoruz, benim şahsen değişik cins kalemlerim var ince uçlu gazlı kalemler ya da daha rahat uçlu gazlılar ve bir de kuru kalemler. Moduma ve boyama kitabımın kağıdının cinsine göre değiştiriyorum.

Tanıdıklarımdan bu mandalaları boyamaktan çizmeye/yaratmaya terfi edenler var. Zeyno’cum ellerine sağlık!!

Peki nedir bizi çeken bu boyama işinde? Bu yaşta oturup ufak ince şeyleri boyattıran?

Nostalji?

Boş zaman bolluğu?

Ya da yetişkin hayatlarımızda ‘şimdiki an’ dediğimiz ana odaklanmanın bizi iyi hissettirdiğini keşfetmemiz?

Benim için geçerli olan son şık ve bir de renkler.

Algımız sürekli uyarılıyor, çocuklarımızın sürekli ‘annneeee’ diye talepkar olmalarının yanı sıra akıllı telefonlarımız elimizin bir uzantısı, üçüncü gözümüz haline geldi.

Kendim için konuşmam gerekirse ben bir instagram bağımlısıyım. Whatsapp’a epeycene ilgi duymaktayım. Bu konuda gerçekten kendimi frenlemeye çalışıyorum.

Gerçekten sürekli iletişim halinde olmak zorunda mıyız?

Sıkılmak bir lüks haline geldi.

Monoton işlere düşkünlüğüm mevcut bkz. iplik örgü bileklik, kitap okuma, boyama yapma, yüzerken kulaçlarımı saymak, bisiklet sürerken zincir sesini dinlemek. İşte bu anlar benim geçmişi düşünmeyip gelecek için kaygılanmayı bırakabildiğim ‘şimdiki an’a odaklanma anları’. Tek derdimin ipliklerin sırası, bir sonraki sayfaya geçerken kağıtla kurduğum tensel temas, renkleri uyumu, üç kulaçta bir nefes almak olduğu, zincirin vitesler arasındaki geçişi temiz ve sorunsuz bir şekilde yapması o sesteki berraklık. Detaycı ve takıntılı insanlar ya da biz kadınların çoğunluğunun bir takım takıntıları var böyle bence.

İşte bunlar aslında bizim farkına varmadan kendi kendimize uyguladığımız küçük, tıbbi olmayan terapiler ya da halk arasında hobiler, bizi rahatlatan şeyler.

Peki siz ‘şimdiki an’a’ odaklanmak için ne yapıyorsunuz ya da kafanızı geçmiş ile (yakın) gelecek arasındaki zaman aralığında nasıl boşaltıyorsunuz?

Haydi bugün güneşli bir gün, ilkbahar’ı ilan edebilir miyiz?

Lütfen edelim, benim çok ihtiyacım var.

İçimizdeki ve dışımızdaki kelebeklerimiz çıksınlar artık ortalıklara, biz de onların peşinden gidelim.

OM

i.