Bugün Sevgi Pıtırcığı

Posted on

sea-urchins-663508_1280

Bazı sabahlar tehlikeli bir mutlulukla başlıyor gün benim için, içim içime sığmıyor anlamsızca. Oysa ki gayet monoton, ve hatta ikinci çocuğumun da dünyaya gelmesiyle yorucu bir domestik hayatım var.

Ama  işte ben biraz da hani o beton merdivenlerin arasından çıkan yeşil bitkiler vardır ya onlar gibiyimdir biraz. İnatçıyımdır, ısrarlı bir şekilde olumlu tarafından bakmaya çalışırım. Bu kadar kötü bir gündemde nedense kendimi mutlu hissedebilirim.

Bugün de öyle bir gün. Aynaya gülümsememden belliydi zaten sabah kalkınca sonra hatta o kadar barizdi ki yüzümü temizleyip nemlendirici bile sürdüm. Sanki Miray’da bu pozitif havadan etkilenmişti, ben bütün bu Polyanna’cılıkları oynarken banyoda hiç huysuzluk etmedi.

Böyle mutlu sabahlarda ikinci bir rituelim daha vardır. Mutlaka müzik açarım. Açtım müziği biraz mırıldandım, bebekle dans ettik sonra öptüm onu emzirdim ve yatağına koydum. Sağ elinin baş parmağını bulup uykuya yalnız dalması on dakikayı buldu bu sırada ben de mutlu kahvaltımı hazırlıyordum:)

Bu sinir bozucu ‘mutlu’ yazımın hiç bir amacı yok, genel olarak böyle bulutların üzerinde yaşayan bir insan değilimdir ama bugün farklı bir anda dank etti kendimizi iyi hissetmemiz için cennette hurilerle yaşamamız gerekmiyor, en optimal hayat şartlarını kim yakalamış ki? Yani geçirmekle yükümlü olduğumuz bir ömür var değil mi? O zaman en iyi ve keyifli şekilde olsun.

Elimizdekilere ve sağlıklı olmamıza şükür edelim ve büütün ‘enerji emici insan/olay/haber’ gibi şeyleri ardımızda bırakalım.

Bu yazdan çıkartacağınız şudur.

Mutlu bir sabah için:

işe gitmemek

günaydın demek

aynada kendine gülümsemek

güzel bir kahvaltı etmek

bütün bunları yaparken müzik dinlemek gereklidir

ve kendinizi ifade edecek bir medyanız varsa içinizdeki Heidi’yi belli bir kitle ile paylaşmak insana iyi gelir.

Aynı benim bu sabah yaptığım gibi.

Unutmayalım bakış açısı önemli, iyi düşün iyi olsun. Koru kendini kontrol edemediğin bu saçma politik gündemden.

Sevgiyle kalın.

İdil


Postcrossing

Posted on

index

Kia Ora! Servus! Hej! Merhaba! Hello! Konnichiva! Zivijo!

Sevgili okur

Haydi bugün sana 6 ayı aşkın süredir müptelası olduğum bir oluşumdan bahsedeyim.

Kartpostal almak için her fırsatta yurtdışına giden arkadaşlarının kafasını didikleyen, yurtdışına gidebildiğim nadir zamanlarda kocasının kafasını pul, orjinal kartpostal almamız, postane bulmamız gerek ‘ diye şişiren bir varlık olarak beni çok mutlu eden bir ağın parçasıyım 2015 yılının sonlarından beri. Herşey yakın arkadaşım Menekşe’nin hazırladıkları bir proje üzerinde çalışırken Postcrossing’e rastlamasıyla başladı, bana bundan gtalk’ta bahsettiği an’dan 25 dk. sonra çoktan üye olmuştum:) Bu sebeple en büyük teşekkür kendisine aslında!!

Peki nedir bu ağ? Nasıl işler?

Çok detaylara girmeyeceğim, merak eden google’dan araştırsın. Ben daha çok bu güzel oluşumun işleyişinden ve  yan etkilerinden bahsedeceğim.

Şimdi kısacası: www.postcrossing.com sitesine giriyorsun ve kendine bir profil yaratıyorsun.

images2

Herşey inan çok kolay. Profilinde kısa bir tanıtım yazısı yazıyorsun, ne tip kartpostallar almaktan (ya da almamaktan) hoşlandığını belirtebilirsin. Önemli olan adresini düzgün bir şekilde yazmak ve mümkünse Türkiye’de pek kullanılmayan ancak önemli olan posta kodunu yazmak. Sonra ‘send a postcard’ a tıklıyorsun ve eğlence başlıyor :)

Olaylar kısacası şöyle gelişiyor: Sen bir seferde en fazla 5 farklı kartpostal yollayabilirsin ve kartpostalın doğru adrese ulaştığı zaman karşı taraf kartının üzerine yazdığın ID numarasını sisteme giriyor ve böylelikle sen de dünyanın her hangi bir yerinden, her hangi bir postcrosser’dan kart alma hakkı kazanıyorsun. Ve böylelikle devam ediyor olaylar… Bu olayda şimdilik gözlediğim en sıkı postcrosser ülkeler Rusya, U.S.A, Çin, Taywan, Finlandiya. (en çok bu ülkelerden kart alıp, bu ülkelere yolluyorum)

Yaklaşık olarak 11 yıldan beri varolan güvenilir bir kartpostal ağı bu, adresini herkes görmüyor sadece rastgele olarak adresini alan karşı taraf görüyor. Çok çekingenim ya da elin korelisi bir gün adresimi bulur evime gelir mi acaba? gibi kaygıların varsa P.K kiralayabilirsin postaneden, gerçekten ucuz ve daha anonim…

2011068 Paris France

Sonra neler oluyor? Böyle günün birinde posta kutuna herhangi bir ülkeden ya da ülkelerden kartpostallar gelmeye başlıyor. Rengarenk pullar, küçük detaylardan oluşan şirin kartpostallar, rengarenk dünyalar. El yazısı, genel olarak tabii ki yüzeysel yazışmalar ama güzel enerjiler. Gündelik hayatın bayıltan monotonluğundan sıyrılmak isteyenler, poposunu kaldırmadan dünya ile bağlantı halinde olmak isteyenler için çok güzel bir fırsat.

Tabii ki şipşak olmuyor herşey, kartpostal almak gerekiyor (ki Türkiye bu konu hakkında biraz fakir), en ucuz kartlar Sirkeci’deki Keskin Color kartpostallarının satıldığı yerde. Kartpostallar dünyanın en güzel kartpostalları değil ama hem çok uygun hem de turistik kartpostal seven postcrosser’ları tatmin edebilecek cinsten. Çok yaratıcıyım ben dersen kendin de yaratabilirsin mesela süper bir fotoğrafçısın bastır fotolarını sert kağıda olsun sana kartpostal ya da alternatif hoş kartpostallar da mevcut piyasada.

Sonra bu işin ikinci maliyeti tabii ki pul. Yurtdışına (neresi olursa olsun farketmez) kart gönderme bedeli son gelen zam ile birlikte 3.20 tl ‘ye çıktı. Bu da eğer aktif bir postcrosser olmayı hedefliyorsan küçük bir bütçe demek. Ama bence değer! Düşünsene sıkıntıdan harcadığın anlamsız paraları! Bir psikoloğun minimum seans ücreti bile en az 200-250 ylt:)

Bazı şirin ülkelerin halihazırda postcrossing pulları da mevcut. Bizim posta şebekemizin hala böle bir girişimi yok ama gelen değişik ülkeli pullardan bazılarının da buna adanmış olması çok sevimli:)

1112postcrossing_fi_stampstock-vector-cats-stamps-for-postcrossing-117259675

Posta kutunuzda hiç ‘kişiselleştirilmiş’ mektuplar/kartlar görememekten yakınıyorsanız, sıkıcı geçen bir iş günü eve geldiğinizde posta kutunuzdan çıkacak bi sürü değişik ülkeli kartın sizi mutlu edeceğini düşünüyorsanız. Ve kart atmaya üşenmem ben canım, sonucunda her güzel şey emek ister diye düşünüyorsanız haydi atın kendinizi bu maceraya derim :)

Ha bir de değişik değişik mesleklerden, yaşam biçimlerinden, uluslararası farklılıkları tanımaktan hoşlanıyorsanız benim gibi, hiç kaçırmayın derim. Hep söyleniyoruz ya ‘ay hayatım çok sıkıcı’ diye, işte onu renklendirmek bizim elimizde. Dünya kocaman ve aynı zamanda onu paylaştığımız insanlarla daha güzel. Güzel ve yalnız ülkemin boğucu gündeminden bunalanlar için de küçük bir pencere aslında parçası olduğumuz bu güzel insanlığa. Dünyada güzel insanlar da var!! Ve bu küçük eylem bana azıcıkta olsa umut veriyor, kendimi daha az izole hissediyorum.

Birde bazı şirin anane/ babanne ve ya dedeler var mesela kullanıcı olarak profillerinde bu hesabı minik torunları için açtıklarını ve yazacağımız kartları minikler büyüyünce onlara hediye edeceklerini söylüyorlar. Düşünsenize sizin büyüklerin sizin için böyle şeyler yaptığını!! Dünyanın dört bir köşesinden bi sürü yabancı insan size yazmış, güzel dileklerde bulunmuş, değişik hikayeler anlatmış… Bazı postcrosser’lar çay poşeti, toplu taşıma bileti falan filan gibi şeylerin koleksiyonunu yapıyorlar mesela…

Küçük bir not: Yazışma dili genel olarak ingilizce ancak bazı insanlar birçok dil konuşabiliyorlar.

İkinci küçük not: Gelen her kartpostallı harita üzerinde bulmaca oyunu oynuyoruz Emre ile, değişik pullara bakıyoruz ve böylelikle o da dünyanın sadece Türkiye’den ibaret olmadığını öğreniyor yavaş yavaş. Ve de en önemlisi yazışmanın, mektup/kart beklemenin ne kadar keyifli olduğunu öğreniyor (umarım).

Ne varsa ilkel iletişim yöntemlerinde, bütün bu über sanal iletişim çağında aslında anlık mesajlaşmalar yerine elimiz ile tutabileceğimiz materyellerin ne kadar da kıymetli olduğunu bir kere daha anlıyorum. Facebook üzerinden de Türkiye’den bu oluşuma katılan insanlardan oluşan bir gruba dahilim, çok güzel bir dayanışma ruhu mevcut. Türkiye’nin kart görmez illerine boş kartpostallar yollayan ve bunun için bir bedel beklemeyen güzel insanlarla tanışıyorum. Uzun bir yazı oldu biliyorum ama ilgimi bu kadar çeken güzel bir oluşum için az bile.

Haydi üşenmeyin siz de katılın!!!

Sevgiler


Her Dem Yeni

Posted on

flowers-690425_1280

Herşey Yeni Türkü’nün suçu, benim değil.

Çocukluğumda anlamını anlamadan duyduğum, bilinçsizce dinleyip, ezberleyip söylediğim, içselleştirdiğim şarkıların suçu. Aslında yok yok Yeni Türkü’nün değil, babamın suçu! Böyle şeyler dinlenir mi küçük çocuğun yanında?  ‘Başka Türlü Birşey’miş benim istediğim, yok efendim ‘Ya İçindeymişsin Çemberin ya da Dışında’, daha da iyisi ‘Maskeli Balo’ymuş ve onun sahte yüzleriymiş, neymişiz ‘Yeşilmişik’? ‘Düşer miymişiz yavaşça sakin bir derenin içine?  Kendimizi ‘pembe, yeşil güzel bir açelya sanmalar, ışık ve suyla coşmalar, çiçeklenmeler, koyu karanlıkta kırılmalar…Neymiş neymiş ‘ışığın içinde saklıymış’ falan filan. ‘Dalgacı Mahmut’çuluk oynamalar hepiniz uykudayken gökyüzünü boyamalar, yırtılan denizleri dikmeler, dalga geçmeyi vazife edinmek. Hele hele o ‘Bahar Şarkısı’ ne ayıp. ne ayıp, hazza davet resmen.. ‘Aşk Yeniden’miş Akdeniz’in tuzu gibiymiş, kumsalların deliliğiymiş, rüya gibi bir yaz geçerkenmiş, gecelerin şehvetinden kendinden geçmekmiş..’Sevmek birçok şeyi göze almak demekmiş’, ‘Dün gece sen uyurken çiçeklere su vermek ve anlatmak onlara insanların korkunç hikayelerini’ ?

Çoğunluğu Murathan Mungan’a ait olan bir sürü şiir, sarkı sözü olarak kulağımdan girmiş, Derya’nın sesiyle beynime kazınmış ve emeği geçen diğer müzisyenlerin nameleri ile kalbimde ritm tutturmuş eşssiz şarkılar.

Şu hayatta ezbere bildiğim müzik külliyatı kessinlikle Yeni Türkü’nünkilerdir. Çok küçükken sadece kulak aşinalığı yaşadığım, biraz daha büyük bir çocuk olunca en hareketli melodilerinde dansettiğim ve sözlerini ezberlediğim ve eşlik ettiğim. Akdeniz, Akdeniz ve Yeşilmişik kasetlerinin kılıfları hala dün gibi aklımda, döndür döndür dinlerdim. Sonra büyüyüp aşık olmalar, hayatı sorgulamalar, kendini aramalar, isyankar haller ve en sonunda 30′larda geri dönüp bütün bunlara kuşbakışı bakmalar.

Ve hatta havayi.com’a hayatımın ‘Yeni Türkü’ sel yanı hakkında bir makale yazmalar. Kişisel tarihimde yeri ayrıdır ve bu kocaman hediye de babamdan bana yadigardır. Yeni, yenilik, yenilenme bu kelimeye olan düşkünlüğüm bile burdan gelmektedir ne malum?

Ben hayatı bütün yönleriyle sevmeyi sanırım ilk önce bu şarkılarla öğrendim. Her birindeki kırılgan ama optimist yaklaşım, melodilerdeki coşku, aşk acılarından bahsederken bile ‘damarlarımı açarım’ tadında olmayan melankoli ve doğa sevgisi, duyarlılık… Akdeniz melodileri ve özellikle buzuki ile olan kulak aşinalığımın, iflah olmaz iyimserliğimin ve daha nicelerinin kaynağıdır, kıymetlidir.

Bakalım ben Emre’ye ne bırakacağım, nasıl hatırlayacak çocukluğunu ve ilk gençliğini, umarım güzel bir deniz feneri olabiliyorumdur onun yolunu aydınlatan :)

Mutlu Cumalar olsun.

İ.


Pastoral Manifesto

Posted on

paint-brushes-984434_640

Şiir sanatının kendisini genellikle sıkıcı bulurum ama hayatın içinde şiirsel anlar yakalamaya bayılırım. Belki de şiir bütün bu hassasiyetin iyice damıtılmış hali…

Kişisel gelişim kitaplarını, çok bilmiş insanların bütün didaktik söz öbeklerini yazılı ya da sözlü katlanılmaz bulurum. Uzun uzun romanlar okuyup kendim çıkarımlarda bulunmayı tercih ederim.

Mesaj kaygısı olmayan insanların kelimelerinin arasından aklıma yatanları çekip almaya bayılırım. Herkesin herkese öğretecek bir şeyi vardır felsefesinin müritlerindenim. Ama o öğretmeyecek, ben çekip alacağım. İstediğim yerden ve istediğim kadar..

Tembellik ve sıkıntının insanın hayal gücünü geliştirebilecek temel değerler olduğunu düşünmekteyim. Yavaşlık, sindire sindire gitmek benim için önemli. Sıkıntı hakkı modern toplum insanlarının elinden alınmış durumda, mal mal akıllı telefonlarımıza gömüyoruz sıkıntımızı, kocaman bir enerji kaybı…

Koşmak kadar dinlenmekte önemli, aynı konuşmak kadar dinlemek gibi. Konuştuğumdan daha fazlasını dinlediğimi uzun süredir biliyordum ama artık her dinlediğimi ciddiye almamayı öğrenme aşamasındayım. (valla bak) Herkesle empati kurmaya çalışmak aslında diğerlerinden beklenti kurmana ve o beklentin gerçekleşmeyince hayal kırıklığına uğraman yol açıyor. Bu empati olaylarının da b.kunu çıkarmamak gerekiyor, unutmayalım hiçbirimiz Meryem Ana değiliz, hele Florence Nightgale hiiiç değiliz o yüzden just relax:)

Ha bir de birşey vasatsa vasattır. Vitrinler bir yere kadar göz alır.

Adalet duygusu önemli bir duygu, hızla hayatlarımızdan uzaklaşmasına seyirci kalsakta temel değerlerimizden biri olduğunu ne olur unutmayalım.

Yalnızlık ömür boyu evet ama bu salya sümük ağlanacak, melankolik melankolik düşünülecek bir durum değil, bunun farkında olmak bence önemli. Karamsarlık olarak görmüyorum gerçekten.

Bir de tecrübe ile sabit çok insanlı bir kişi olarak aslında bunun bir kendinden kaçış olduğunu farkettim, güzel bir temizliğe giriştim. Canımı sıkanın, sıkmış olanın ya da samimi olmayanın bir ‘merhaba’dan ileri işi yok hayatımda. Ve bunu yapabilmek çok hafifletiyor insanı yani sizi üzen bencil insanların hayatınızdan çıkması…

Beni tanıyan insanlar gülecekler ama bir Yoda var benden içeri farzet ki bilge kuş ya da misal Uyuyan Dede Türbesinin en has üyesi. İçimde sakin mi sakin bir adacık var ve orası benim sığınağım. Demiş ya şair kendinden kaçamazsın, şehir, ülke, kıta değiştirsen de en büyük bavulun kendinsin. Onu yannda taşıdığın sürece kaçışlar yüzeysel…Kendinle yüzleş ve barış o zaman hiçbir dansöze tahammül edemiyorsun zaten hayatında.

Televizyon izlemiyorum, otobüste insanlara bakıyorum hikayelerini düşünüyorum. Sonra bir de kitaplar var, başkalarının hikayelerinde kaybolmak, yeni ilginç insanlarla tanışmak. Dünya ile kartpostal alışverişinde olmak (bi ara anlatacağım söz)

Tek kardeş olmanın bir sürü avantajı var (dezavantajı da bol tabii) ama bence en güzeli kendimi oyalayabilme yetimi bu kadar geliştirmiş olması ve de sanırım eskiden ebeveynlerimizin bizi sürekli oyalamaya çalışmamaları, bazen kendi halimize bırakmaları ve kendi istekleri yönünde yönlendirmek için kendilerini parçalamamaları.

Ya da en basitinden yaş alıyorum.’Yaşlanmayı’ kabul etmem zaman alacak ve ben içimde 2000 yıllık bir çınar ağacı varmış gibi hissetsem de parlak bir yıldız gibi parlamaya özeneceğim kahkahalarla.

Hep derim yine tekrar edip bu yazıyı da burada sonlandıracağım: Dünya hakikaten kötü bir yer ama hayat büyük bir mucize ve yaşamanın hakkını vermek gerekiyor yoksa ölümü bekleyen canlılardan ne farkımız kalır?

Kendinizden başlayarak çevrenizi güzelleştirmek için militancasına çalışın, güzel şeyleri yayın, dürüst olun, daha fazla paylaşın ve kahkahalarınızı esirgemeyin. İnadına mutlu olalım bu moronluktan çıkabilmenin tek yolu bu sanırım.

Didaktik insanları neden sevmem biliyor musunuz çünkü ben de onlardan biriyim sanırım yazıyı baştan dönüp okuduğumda bunu farkettim :)

Ama çok sıkmadan yaptığımı umuyorum yani en azından sıkılanın okumama özgürlüğü var ama okuyup yorum yapanın kalbimde ve yazma motivasyonumu korumamdaki yeri ayrı:)

Ay haydi bitirdim söz bu son cümle. Valla Bak gerçekten. Tıp!

İ.


Bir Doz Şiir

Posted on

 

by Vo Anh Kiet

‘Soyez les poètes de votre vie.

Osez chaque jour mettre du bleu dans votre regard

Et de l’orange à vos doigts.

Des rires à vos gorges et surtout surtout

Une tendresse renouvelée à chacun de vos gestes’

Yani

‘Hayatınızın şairleri olun.

Maviyi her gün bakışlarınıza yerleştirin

Ve parmaklarınızın ucuna da turuncuyu.

Boğazına kahkahaları ve özellikle özellikle

Her hareketinizde sürekli yenilenen şefkati eksik etmeyin’

 

Ben yazmadım, alıntı

Ama manidar.

öptüm.

İ.


Anket

Posted on

wordle 6
Eğitim hayatının gün geçtikçe teknoloji ile bütünleşmesi ile, bu sektörde çalışan insanlar olarak biz de gitgide bir şeyler öğrenmeye çalışıyoruz. Bazı application’lar eğlenceli, ben de soru sormayı severim hele dedim ders dışına çıkıp arkadaşlarıma sorular sorayım ve verdikleri cevaplar estetik bir pano ile gösterilsin. Madem soru sormaya, insanların cevaplarına bu kadar meraklıyım ben de küçük bir oyun başlattım, tanıdıklarıma sordum : ‘Bu aralar kendinizi nasıl hissediyorsunuz?’ Bunu sormamın sebebi benim kendimi yorgun ve bitkin hissetmem ama dedim ki bakalım diğerleri ne durumda? Her cevapta ayrıca eğlendim, benden mail alan arkadaşlarım eminim ki düşündüler bu İdil ne peşinde? Oysa ki beni daha iyi tanıyanlar sıkıldığımı ve oyun oynamak istediğimi anlamışlardır:) İşte efendim ilk anketimin sonuçları bunlar, bazılarınız bu tür sorulara devam etmemi istedi, bir kısmı da bu istatiksel bezgin cevapları mevsime bağladı, söz her mevsim halinizi hatrınızı soracağım:) Ama bir kere daha anladım ki küçük oyunları hepimiz hala seviyoruz, ben boyama yapmaya bile bayılıyorum hala:)

Gördüğünüz gibi cevaplar anonim ve çok eğlenceli ruh halleri de var. Neyse farkettiğiniz gibi en çok tekralanan cevaplar diğerlerine göre daha büyük, bu durumda çoğunluk yorgun ama arada aşıklar, heyecanlılar da var ne güzel!! Her kafadan bir ses çıkmasını seviyorum ben, e madem siz de oyunları seviyorsunuz o zaman bu haftaya da yeni bir soru ile başlayalım.

Sorarım sizlere : En çok hangi kelimeyi seversiniz ana dilinizde? Cevaplar için: http://answergarden.ch/view/156300 Buraya her seferinde bir kelime (ya da kelime öbeği) olmak üzere istediğiniz kadar kelime yazabilirsiniz, diğer yazılan kelimeleri tekrar yazarak destek verebilir ya da yeni kelimeler önerebilirsiniz! Karar sizin:)

Bakalım havayi.com okuyucularının en sevdiği türkçe kelimeler hangileriymiş? Cevaplar için: Aklınıza geldikçe yazın bakalım.

Hepimize güzel bir pazar günü diliyorum, öpüldünüz!!

i.


Batı Yakasında Asayiş Berkemal

Posted on

medium_1352135826

 

Yazlık-kışlık? OK

Dişçi? OK

Kanal tedavisi? Ok

Bu akşam ve yarınlık yemek? OK

Çocuk? Banyoda eğleniyor

Koca? Bu akşam çalışıyor

Bu aralar aklımda olan tek şey, kendime ait olan bu alanda bir değişiklik yapmak, ama nasıl bir değişiklik yapmak? Ne yazmak? Ne yazmamak? Nasıl yazmak?

Artık değişim dürtüleri geldiğinde bunları sadece saçlarımın modelini ve rengini değiştirerek geçiştirmemeye karar verdim. Bu sefer daha fazla kafa yorup, çaba harcayıp istediğim şeye ulaşmaya daha çok çaba harcayacağım.

Bir kova burcu insanın ömrünün yüzde kaçı acaba beyninde planlar yapıp onları hayata geçirememekle geçiyordur? Ya da bu burçlar üstü bir sendrom mudur?

Bunu kristalime soracağım. Kristal mi? O da ne?

To be continued…

Sevgiyle

i.


30 Yaşından Sonra Söylenen Cümleler

Posted on

th

Yaşımla, medeni halimle ve annelik kimliğimle barışık bir insanım. 32 yaşının ikinci yarısında, 7 yıldır evli, 4,5 yıldır da anneyim.

Ama bazen durup düşünüyorum, ya da benden oldukça genç insanların fotoğraflarını görüyorum mesela yurtdışına okumaya gidiyorlar, havaalanında veda fotoğrafları. Ulen diyorum sende bir zamanlar gitmiştin, ilk gidişinde bir kuş gibi özgür hissetmiştin kendini seneler geçtikçe yaz sonu gidişleri zor olmaya başlamıştı. Şimdi olsa var ya hiç kalkıp gidip başka bir ülkede kendimi ispatlamaya çalışmam, nasıl yapmışım o zaman 19 yaşında, o İdil kim şimdiki İdil kim?

Böyle bi sürü şey geliyor aklıma, eskiden sabahlara kadar konuşmayı ne çok severdim, gün doğsun öyle uyuyakalalım falan. Şimdi nerdeeee, saat 02.00′de yattım mı kendimi ‘çılgın’ hissediyorum.

Eskiden dans etmeye bayılırdım, hala da çok seviyorum. Ama bu spor ve eğlence dalını icra etmek için yarattığım imkanlar o kadar kısıtlı ki. Emekli olunca gençlik yıllarımdaki arkadaşlarımla dansedebilmeyi umuyorum bir gün.

Falan filan… Bi sürü nostaljik İdil halleri gelliiip geçiyor gözümün önünden bazen, kendimi tanıyamıyorum:) Ama bu doğal bir süreç, olmamış gibi davranamayız. Kabul edelim eskiye göre çok daha çabuk yoruluyoruz, alkole dayanıklılığımız daha zayıf, gece dışarı çıkılıp dağıtılmışsa ertesi sabah toparlamak çok zor (işte o yüzden o gecelerin sayısı çooook az). Neyse. Dediğim gibi yaşlanınca güneyde yaşayacağız, narenciye bahçelerinde yalın ayak dansedeceğiz, çok içmek için delirmeyeceğiz, dayanıklılığımızı galon galon alkolle ispatlama sidik yarışında olmayacak kadar olgun olacağız (umuyorum) ve tadında bırakacağız. Alkolden değil keyiften gebereceğiz ve ertesi sabah ‘paşa gönlümüz saat kaçta isterse o saatte uyanacağız’. Olacak bunlar işallah, çocuklar elbet büyüyecekler…

O zaman şimdi bir fransız internet sitesindeki makaleden aynen çeviriyorum çünkü çok hoşuma gitti, çünkü çok doğru… Hepsini çevirmedim, bizim kültürümüze daha yakın olanları çevirdim:) İşte 30 yaşından sonra daha sık kullandığımız cümleler yaşımızı ele veren :)

1/ Müziğin sesini biraz kısabilir misin?

2/Ya salı gecesi çıkamıcam canım ya sonra ertesi gün çok zor oluyor.. (aynen)

3/ Kamp yerine otele ne dersiniz arkadaşlar? (Ben kamp seviyorum arada)

4/Kira öder gibi kredi öderim, satın almak daha avantajlı, sonunda senin oluyor.

5/ Ya şurda biraz daha fazla saçım vardı di mi benim? (erkekler düşünsün, kel kadın görmedim:) )

6/ Ya liseden hangi yılda mezun olmuştum ben? 2001 di mi? Yoksa 2002 miydi?

7/Evet evet bir önceki işimde 4 yıllık deneyimim var

8/Keyfini çıkar daha 20 yaşındasın!!!

9/Saat 00.00 oldu mu yav? Off…

10/ Ya boşver pahalı ama bir kez geliyoruz şu dünyaya!!

11/ Derin 3330 gr. 52 cm. bebek ve anne gayet iyiler. #mutlubaba

12/Nokia 3310 en azından sağlamdı ve yılan oyunu vardı!!

13/ Cumartesi bi İKEA’ya gideceğim sonra birşeyler içmeye uğrarım

14/ Boynuma birşeyler alayım değil mi? Hava serinlemiş biraz?

15/ Yeni aldığımız çamaşır makinasından çok memnunuz!!

16/ Geçenlerde bir beyaz saç tanesi gördüm kafamda! Kahretsin!!

17/ Ya ama biraz tehlikeli değil mi bu?

18/ Biz geç kalmayalım canım ya malum ufaklığın da banyo saati yaklaşıyor!!!

19/ Ya aptal herif bana ‘teyze’ dedi!! (bu bana ilk İstiklal Caddesinde oldu, ilk seferde şok oldum kendi kendime artık alıştım ama)

Hangi cümleyi daha çok kullanıyorsunuz? Ya da eklemek istediğiniz başka bir 30′luk birey cümlesi?

Kendimizle dalga geçmeyi fazla ciddiye almamayı öğrenmemiz şart yoksa nemrut yaşlılara dönüşebiliriz:)

Makalenin orjinali için : http://www.topito.com/top-phrase-dit-30-ans-ne-lutte-pas-tu-y-passeras-aussi


Free As A Bird

Posted on

stock-vector-female-silhouette-and-birds-89347672

Yaşadığımız dünyada özgür olabildiğimiz tek yer kafamızın içi bence, o da kendi kontrolümüzün el verdiği kadar.

Tamamen özgür olamasak ve olamayacak olsakta, kendimizi öyleymiş gibi hissettiğimiz zaman dilimine tatil ismini veriyorum ben.

Uzun aradan  sonra ‘heyecanla’ beklenen bu yazımda tabii ki geçirdiğim çılgın tatilden bahsetmek istiyorum ama nasıl yapacağımı bilemiyorum.

Bahsetmek istiyorum çünkü unutmak istemiyorum izlenimlerimi, bazı detayları, zaman herşeyin şiirselliğini alıp götürüyor elimize hatıra tortuları kalıyor, bu yüzden kayıt altına almak mühim:)

İnstagram’dan takip edenlerin bildiği gibi uzun bir araba yolculuğuna çıktık bu yaz. David’in iki yıldır çok istediği ve benimde sürekli ayak sürüdüğüm bir plandı. Bu sene endişelenmeyi bırakıp olayları sevgili kocama pasladım ve kendimi maceranın akışına bıraktım. Bunu daha çok yapmalıyım belki:)

Korkularımın çoğu fos çıktı ya da şansımız yaver gitti işler yolunda gitti, çocuk hastalanmadı, Avrupa otobanları sandığımdan donanımlı (Arnavutlukta ve Karadağ’da otobana rastlamadık ama neyse), yiyecek içecek bulduk, yerel polislerle sorun yaşamadık, sınırlardan sıkıntısız geçtik, Yunanistan-İtalya arasındaki gemi kaza yapmadı, araba kaza yapmadı, teknik problem çıkmadı, cinnet geçirip Makedonya’nın bir köyünde ‘indir beni burda yürüyerek gitcem’ dedirtecek bir kavga da yaşamadık, Emre’de idare etti (aynı iki CD’yi beşbin kere döndüre döndüre dinlememizin sonunda cinnetin ucundan döndük ama geçti).Efendime söyleyeyim kaldığımız yerlerde güzeldi, kamp hayatının da üstesinden geldik. Olayı akışına bırakınca, kontrolü başka birinin eline bırakarakta yaşanabiliyormuş.

Geçtiğimiz ülkeler hakkında söylecek çok söz var ama ben kısa izlenimleri paylaşmaya karar verdim, kısa keseceğim. Küçük çocukla araba ile Avrupa turunun detaylarını bir gün motivasyon bulursam yazarım.

Öncelikle pirim, bu almanlar kamp olayının kralı. Bunu öncelikle söyleyeyim, milli sporları sanki, acayip organizeler. İkinci olarak Avrupa kamp tarzı tatile bayılıyor, karavanlar ileri teknoloji.

Kamp hayatı hakkında da ayrı bi gün yazacağım söz.

Yol alırken aslında çok organize olmak gerekiyor ama hayatın tatlı şakalarına da hazır olmak ve adapte olabilmekte sinirlerin bozulmaması için çok önemli sanırım. Yolculuğun ana hatlarını planlayıp gerisini yuvardakine havale etmek en iyisi.

Kalabalık bir aile olarak arabanın içi de çok kalabalıktı, zırt pırt bir yerde kaldığımız için o paketler, torbalar, bavullar indirildi, bindirildi, dağıtıldı, toplandı…Sanırım bu yolculukta en sevmediğim nokta buydu…

Gittiğimiz her şehirde fırtınaya yakalandık, camping esnasında fırtına neyse ki gündüz patladı olayı sadece bir dinozor parkında mahsur kalarak atlattık. (Emre için tatilin bir numaralı anısı). Alp Dağları’na çıktık üzerimizde şortlar, arkadaşımızdan aldığımız kesinlikle bedenimiz olmayan eşyalarla, baktık olmayacak ağustos ayında tanzilattan çocuğa bir kaban ve düzgün ayakkabılar aldık. Kışın kayak yapılan dağlarda bir gün geçirmek çok güzel bir deneyimdi, 2700 metreye kadar çıkıp karlara dokunduk.

Marsilya’da felekten bir gün ve bir gece çaldık, güneşi batırmaya deniz kenarına pikniğe gittik eski bir üniversite arkadaşımla… Alpler’den Hırvatistan’a sabaha karşı 3′te yola çıktık, gecenin bir köründe in cin top oynarken dağ köylerinden geçtik, ceylan gördük, Milano otobanında güneşi doğurduk, 300 km’den fazla düz gittik, şöför uyuyakalmasın diye yapmadığım şebeklik kalmadı, otoban kenarı expresso’larına bayıldık, hangi ülkenin w.c’leri daha temiz gibi konularda expert olduk.

Montenegro’da Kotor diye bir şehirciğe gittik, gecenin onunda ordaydık ve otel rezervasyonumuz yoktu çünkü David’in okuduğu bütün sitelerde insanlarının odalarını kiraladığını söylüyordu, neyimize güveniyorsak dört yaşında çocukla biz de böyle yapmaya karar verdik, önümüze atlayan ilk montenegrolu yaşlı çifte güvenip, evlerine gittik. İngilizce bilmemelerine rağmen çok sıcak kanlılardı, bir gün oralara gitmek isteyen olursa bilgilerini veririm. Kotor’un meşhur kalesine çıktık dağın tepesine. En tepeye çıkıp aşağıya baktımda anladım işin boyutunu, Emre ‘icetea isteriiimmmm’ kaprisi dışında uyumluydu. Sonra hayatımda ilk defa bir fiyord’da yüzdüm, çok güzeldi. Enteresan yerlerde yüzmeyi seviyorum. Bu arada fiyord kelimesini bende bu yolculuk sırasında öğrendim, merak edenler tık tık arasın bulsun:)

Burada da fırtına bizi sabaha karşı beşte yakaladı, anam dağlarla yaplı bir yerde şimşek çakınca epeycene yankı yapıyor, ardından gelen dolu ve rüzgar ve gürültüler ne yalan söyleyeyim beni bir an ürküttü, iki gün önceki camping+fırtına deneyimimden hemen tatilini bir çadırın altında geçirenlerle empati kurdum. Çadır madır kalmamıştır o fırtınada ya neeeyyssseee..

Ertesi gün Montenegro’nun bambaşka peyzajlarıyla ( kalabalık plajlar, çalıntı arabalar, sahil kentlerindeki çirkin yapılaşma, yol kenarındaki sahipsiz araba plakaları ama muhteşem gözüken deniz manazaraları eşliğinde Arnavutluğa girdik ve tek parça çıkıp, yol üzerinde bi yerde yemek bile yedik ardından Makedonya’da biraz dolaşıp tonton bir makedon polisinin yanağından bir makas aldıktan sonra (mecaziiiii tabii ki) Yunanistan’a vardık.

Arabamızın hengamesinden hiçbir sınır polisi aramaya tenezzül etmedi.

Yollar uzun, bazen sıkıcı olsa da Balkanlar’ın otobansız yollarında dolaşmak birbirinden güzel manzaraları izlememe olanak verdi. Özellikle Dobrovnik riviera’sı denilen bölge çok güzeldi, bi ara Bosna Hersek’in bi bölgesinden de geçtik sonra yeniden Hırvatistan’a geri döndük. Sanırım küçük bir kıyı bölgesi vermişler Bosna’ya. İşte bu tür bilmediğim küçük şeyleri öğrendim yolculuk esnasında.

İnsan dolaştıkça ve gözleriyle gördükçe daha çok merak ediyor dünyayı, diğer kültürleri, başka dilleri, o dillerin insanlarını, ülkelerin tarihlerini, coğrafyalarını vs. vs.

Sonu gözükmeyen bu yazıya bir son veriyorum, bıraksam kendimi anlatırda anlatırım.

Yeni Türkiye’nin yeni sıfatını anlamaya çalışıyorum, kendimi eski hissediyorum, televizyonu açmıyorum ve bütün bunların enerjimi düşürmemesine çabalıyorum. Cidden.

Ha bir de yolculuğun sonunda anladığım şuydu : ‘Ben bir wifi internet bağlantısı bağımlısıymışım’. İnternetsiz zor be abi valla.

Eğer bu satıra kadar gelebildiyseniz sabrınızdan ötürü sizi tebrik ediyorum ve daha sık görüşebilme dileklerimi iletiyorum

Dünya bizim evimiz.

İ.


Yazlık

Posted on

photo

Burayı ilk aldıkları yaz ziyarete geldiğimde gençliğimin pek değerli yaz mevsimini bu köhne ve sadece doğal ortamdan oluşan, Bodrum merkezden bu kadar uzak bu ‘açık hava huzurevinde’ (zamanın deyimleriyle) geçireceğim için acayip bir üzüntü duymuştum.

15 yaşında sessiz, sakin yerleri hiç gözümüzün tuttmadığı seneler tabii ki. İlk sene hayatımda yapmadığım kadar örgü bileklik yaptım, sonsuz tavla partileri yaptım, buranın lokal diskosunda sıkıntıdan bütün vişne-votkaları dikmenin eşiklerinden döndüm (18 yaşının altında olmamında etkisi vardı). Buraya ilk alışma senelerim çok komikti, her yaz sıkıntıdan ölmemek için bir zavallı arkadaşımı da sürükledim peşimden.

Neyse gel zaman git zaman büyüdüm, yaşlandım, evlendiğimde de pek yüz vermedim ama ne zaman ki çocuk oldu, allahım benim huzurdan kurdeşen döktürecek kadar sakin sitem bir kıymete bindi…

Bütün senenin hararetinin bir atıldığı bir milat taşı her sene kısa da olsa bir kere buraya gelmek. ‘Hummm ağaçlarda iyi budanmamış’ diye çemkirmek, ‘ay yaban domuzları da iyice abarttı bu sene ‘ diye yüzyılın geyiğini yapmak, elalemin çocuğunun ne kadar büyüdüğünü görmek, sosyolojik olarak içinde olduğun ancak senede bir kere yaz mevsiminde görüştüğün bu minik toplum modeliyle buluşmak yeniden. Bir senelik bir sürenin ardından yeniden biraraya gelmek:)

Benim için o anayoldan evlrin oraya kadar ki çam ormanından geçmek, geceleri yattığımda pencereden dalga sesleriyle uyuyakalmak, sabah uyanıp denize atlayıp uyanmak ve o samanımsı koku ve bir sürü gereksiz rituel çok önemli.

Bir senenin harala gürelesinin ardımızda bırakıldığı o taaaa uzaklardaki yazlık evimiz. İnsan herşeye alışıyormuş ben de sana fena alışmışım.

Küçük saklı bir cennetmişsin ve ben bunu ancak otuzlarımda idrak edebilmişim ve hatta ay şu evi bir tadilata soksak, terasını genişletsek, üst balkon yaptırsak diye ‘yapıcı’ hayaller kurmaya başlamışım.

Yaşlanıyorum e dostlar!!!

Emre’de bayılıyor buraya, herşey ilgisini çekiyor, düzayak hayat ona da uygun, hep burada yaşasak gibi bir laf bile etti. Nerde bebeğim nerdeeeeeee????

Öptüm hepinizi, ben komşunun torununun yanağını sıkmaya gidiyorumm :)

Evinizin kızı idil