Bugün Sevgi Pıtırcığı

Posted on

sea-urchins-663508_1280

Bazı sabahlar tehlikeli bir mutlulukla başlıyor gün benim için, içim içime sığmıyor anlamsızca. Oysa ki gayet monoton, ve hatta ikinci çocuğumun da dünyaya gelmesiyle yorucu bir domestik hayatım var.

Ama  işte ben biraz da hani o beton merdivenlerin arasından çıkan yeşil bitkiler vardır ya onlar gibiyimdir biraz. İnatçıyımdır, ısrarlı bir şekilde olumlu tarafından bakmaya çalışırım. Bu kadar kötü bir gündemde nedense kendimi mutlu hissedebilirim.

Bugün de öyle bir gün. Aynaya gülümsememden belliydi zaten sabah kalkınca sonra hatta o kadar barizdi ki yüzümü temizleyip nemlendirici bile sürdüm. Sanki Miray’da bu pozitif havadan etkilenmişti, ben bütün bu Polyanna’cılıkları oynarken banyoda hiç huysuzluk etmedi.

Böyle mutlu sabahlarda ikinci bir rituelim daha vardır. Mutlaka müzik açarım. Açtım müziği biraz mırıldandım, bebekle dans ettik sonra öptüm onu emzirdim ve yatağına koydum. Sağ elinin baş parmağını bulup uykuya yalnız dalması on dakikayı buldu bu sırada ben de mutlu kahvaltımı hazırlıyordum:)

Bu sinir bozucu ‘mutlu’ yazımın hiç bir amacı yok, genel olarak böyle bulutların üzerinde yaşayan bir insan değilimdir ama bugün farklı bir anda dank etti kendimizi iyi hissetmemiz için cennette hurilerle yaşamamız gerekmiyor, en optimal hayat şartlarını kim yakalamış ki? Yani geçirmekle yükümlü olduğumuz bir ömür var değil mi? O zaman en iyi ve keyifli şekilde olsun.

Elimizdekilere ve sağlıklı olmamıza şükür edelim ve büütün ‘enerji emici insan/olay/haber’ gibi şeyleri ardımızda bırakalım.

Bu yazdan çıkartacağınız şudur.

Mutlu bir sabah için:

işe gitmemek

günaydın demek

aynada kendine gülümsemek

güzel bir kahvaltı etmek

bütün bunları yaparken müzik dinlemek gereklidir

ve kendinizi ifade edecek bir medyanız varsa içinizdeki Heidi’yi belli bir kitle ile paylaşmak insana iyi gelir.

Aynı benim bu sabah yaptığım gibi.

Unutmayalım bakış açısı önemli, iyi düşün iyi olsun. Koru kendini kontrol edemediğin bu saçma politik gündemden.

Sevgiyle kalın.

İdil


Tavşan Uykusu

Posted on

taiwan-1117008_1280

Bazen alıp başımı gitmek istiyorsam; bunu yalnız başıma gerçekleştirmek ve sorumluluklarımdan kaçmak için değil; dünyanın ne kadar kocaman olduğunu unutamamamdandır.

Eğer bu kadar çok roman okumaya düşkünsem bu boş zamanlarımı dolduracak bir hobi bulduğumdan değil; tek bir hayat ile yetinemeyip, yaşayamayacağım ancak mümkün olan birçok değişik hayat olasılığını geçici bir şekilde yaşama sevdasındandır.

Büyüyüp hatta iki çocuk annesi olup hala aklım bu kadar uçucu şeylerle ilgileniyorsa bu zevzekliğimden değil yitirmemeye çabaladığım çocukluğumdandır.

Bir yere doğuyoruz, bir hayatı yaşıyoruz ama o kadar çok başka ihtimal var ki ya da alternatif. Düşündükçe ailemi, tasımı ve tarağımı toplayıp amansız bir serüvene atılasım geliyor.

Ve eğer bu yazı bu kadar kısa sürüyorsa bu yazacak  bir şeyim olmayışından değil Miray Hanımın bitmek bilmeyen ağlama krizleri yüzündendir.

Miray’da kim derseniz?

Bir gün vaktim olursa söz anlatacağım:)

Sevgiler

İdil


Postcrossing

Posted on

index

Kia Ora! Servus! Hej! Merhaba! Hello! Konnichiva! Zivijo!

Sevgili okur

Haydi bugün sana 6 ayı aşkın süredir müptelası olduğum bir oluşumdan bahsedeyim.

Kartpostal almak için her fırsatta yurtdışına giden arkadaşlarının kafasını didikleyen, yurtdışına gidebildiğim nadir zamanlarda kocasının kafasını pul, orjinal kartpostal almamız, postane bulmamız gerek ‘ diye şişiren bir varlık olarak beni çok mutlu eden bir ağın parçasıyım 2015 yılının sonlarından beri. Herşey yakın arkadaşım Menekşe’nin hazırladıkları bir proje üzerinde çalışırken Postcrossing’e rastlamasıyla başladı, bana bundan gtalk’ta bahsettiği an’dan 25 dk. sonra çoktan üye olmuştum:) Bu sebeple en büyük teşekkür kendisine aslında!!

Peki nedir bu ağ? Nasıl işler?

Çok detaylara girmeyeceğim, merak eden google’dan araştırsın. Ben daha çok bu güzel oluşumun işleyişinden ve  yan etkilerinden bahsedeceğim.

Şimdi kısacası: www.postcrossing.com sitesine giriyorsun ve kendine bir profil yaratıyorsun.

images2

Herşey inan çok kolay. Profilinde kısa bir tanıtım yazısı yazıyorsun, ne tip kartpostallar almaktan (ya da almamaktan) hoşlandığını belirtebilirsin. Önemli olan adresini düzgün bir şekilde yazmak ve mümkünse Türkiye’de pek kullanılmayan ancak önemli olan posta kodunu yazmak. Sonra ‘send a postcard’ a tıklıyorsun ve eğlence başlıyor :)

Olaylar kısacası şöyle gelişiyor: Sen bir seferde en fazla 5 farklı kartpostal yollayabilirsin ve kartpostalın doğru adrese ulaştığı zaman karşı taraf kartının üzerine yazdığın ID numarasını sisteme giriyor ve böylelikle sen de dünyanın her hangi bir yerinden, her hangi bir postcrosser’dan kart alma hakkı kazanıyorsun. Ve böylelikle devam ediyor olaylar… Bu olayda şimdilik gözlediğim en sıkı postcrosser ülkeler Rusya, U.S.A, Çin, Taywan, Finlandiya. (en çok bu ülkelerden kart alıp, bu ülkelere yolluyorum)

Yaklaşık olarak 11 yıldan beri varolan güvenilir bir kartpostal ağı bu, adresini herkes görmüyor sadece rastgele olarak adresini alan karşı taraf görüyor. Çok çekingenim ya da elin korelisi bir gün adresimi bulur evime gelir mi acaba? gibi kaygıların varsa P.K kiralayabilirsin postaneden, gerçekten ucuz ve daha anonim…

2011068 Paris France

Sonra neler oluyor? Böyle günün birinde posta kutuna herhangi bir ülkeden ya da ülkelerden kartpostallar gelmeye başlıyor. Rengarenk pullar, küçük detaylardan oluşan şirin kartpostallar, rengarenk dünyalar. El yazısı, genel olarak tabii ki yüzeysel yazışmalar ama güzel enerjiler. Gündelik hayatın bayıltan monotonluğundan sıyrılmak isteyenler, poposunu kaldırmadan dünya ile bağlantı halinde olmak isteyenler için çok güzel bir fırsat.

Tabii ki şipşak olmuyor herşey, kartpostal almak gerekiyor (ki Türkiye bu konu hakkında biraz fakir), en ucuz kartlar Sirkeci’deki Keskin Color kartpostallarının satıldığı yerde. Kartpostallar dünyanın en güzel kartpostalları değil ama hem çok uygun hem de turistik kartpostal seven postcrosser’ları tatmin edebilecek cinsten. Çok yaratıcıyım ben dersen kendin de yaratabilirsin mesela süper bir fotoğrafçısın bastır fotolarını sert kağıda olsun sana kartpostal ya da alternatif hoş kartpostallar da mevcut piyasada.

Sonra bu işin ikinci maliyeti tabii ki pul. Yurtdışına (neresi olursa olsun farketmez) kart gönderme bedeli son gelen zam ile birlikte 3.20 tl ‘ye çıktı. Bu da eğer aktif bir postcrosser olmayı hedefliyorsan küçük bir bütçe demek. Ama bence değer! Düşünsene sıkıntıdan harcadığın anlamsız paraları! Bir psikoloğun minimum seans ücreti bile en az 200-250 ylt:)

Bazı şirin ülkelerin halihazırda postcrossing pulları da mevcut. Bizim posta şebekemizin hala böle bir girişimi yok ama gelen değişik ülkeli pullardan bazılarının da buna adanmış olması çok sevimli:)

1112postcrossing_fi_stampstock-vector-cats-stamps-for-postcrossing-117259675

Posta kutunuzda hiç ‘kişiselleştirilmiş’ mektuplar/kartlar görememekten yakınıyorsanız, sıkıcı geçen bir iş günü eve geldiğinizde posta kutunuzdan çıkacak bi sürü değişik ülkeli kartın sizi mutlu edeceğini düşünüyorsanız. Ve kart atmaya üşenmem ben canım, sonucunda her güzel şey emek ister diye düşünüyorsanız haydi atın kendinizi bu maceraya derim :)

Ha bir de değişik değişik mesleklerden, yaşam biçimlerinden, uluslararası farklılıkları tanımaktan hoşlanıyorsanız benim gibi, hiç kaçırmayın derim. Hep söyleniyoruz ya ‘ay hayatım çok sıkıcı’ diye, işte onu renklendirmek bizim elimizde. Dünya kocaman ve aynı zamanda onu paylaştığımız insanlarla daha güzel. Güzel ve yalnız ülkemin boğucu gündeminden bunalanlar için de küçük bir pencere aslında parçası olduğumuz bu güzel insanlığa. Dünyada güzel insanlar da var!! Ve bu küçük eylem bana azıcıkta olsa umut veriyor, kendimi daha az izole hissediyorum.

Birde bazı şirin anane/ babanne ve ya dedeler var mesela kullanıcı olarak profillerinde bu hesabı minik torunları için açtıklarını ve yazacağımız kartları minikler büyüyünce onlara hediye edeceklerini söylüyorlar. Düşünsenize sizin büyüklerin sizin için böyle şeyler yaptığını!! Dünyanın dört bir köşesinden bi sürü yabancı insan size yazmış, güzel dileklerde bulunmuş, değişik hikayeler anlatmış… Bazı postcrosser’lar çay poşeti, toplu taşıma bileti falan filan gibi şeylerin koleksiyonunu yapıyorlar mesela…

Küçük bir not: Yazışma dili genel olarak ingilizce ancak bazı insanlar birçok dil konuşabiliyorlar.

İkinci küçük not: Gelen her kartpostallı harita üzerinde bulmaca oyunu oynuyoruz Emre ile, değişik pullara bakıyoruz ve böylelikle o da dünyanın sadece Türkiye’den ibaret olmadığını öğreniyor yavaş yavaş. Ve de en önemlisi yazışmanın, mektup/kart beklemenin ne kadar keyifli olduğunu öğreniyor (umarım).

Ne varsa ilkel iletişim yöntemlerinde, bütün bu über sanal iletişim çağında aslında anlık mesajlaşmalar yerine elimiz ile tutabileceğimiz materyellerin ne kadar da kıymetli olduğunu bir kere daha anlıyorum. Facebook üzerinden de Türkiye’den bu oluşuma katılan insanlardan oluşan bir gruba dahilim, çok güzel bir dayanışma ruhu mevcut. Türkiye’nin kart görmez illerine boş kartpostallar yollayan ve bunun için bir bedel beklemeyen güzel insanlarla tanışıyorum. Uzun bir yazı oldu biliyorum ama ilgimi bu kadar çeken güzel bir oluşum için az bile.

Haydi üşenmeyin siz de katılın!!!

Sevgiler


Daha İyi Bir Yaşam İçin 40 Öneri

Posted on

vw-camper-336606_1280

Yaz ayına girdik malum.

Kış ayının somurtkanlığı da geçti üzerimizden, yeni sorunumuz sıcaklar ama olsun napalım onu da halledeceğiz.

Geçenlerde bir arkadaşım paylaştı, bende sizinle paylaşmak istiyorum.

Gündelik hayatın gerizekalılıklarından kendimizi korumak gayet basit aslında, sadece o kadar basit ki bazen aklımıza bile gelmiyorlar.

P.S: Çeviri ile uğraşamadım please google translate: Ama yorumlamaya üşenmedim:)-

  1. Take a 10-30 minute walk every day. And while you walk, smile. It is the ultimate anti-depressant. (İstanbul’da insanlar sizi deli sanabilir, olsun)
  2. Sit in silence for at least 10 minutes each day. (boşuna kütüphaneci olmadım ben :) )
  3. Buy a DVR and tape your late night shows and get more sleep. (tv hayatımda hiçbir zaman önemli bir yer kaplamadı)
  4. When you wake up in the morning complete the following statement, ‘My purpose is to __________ today.’ (Keşke o kadar renkli bir hayatım olsa demeyin, insan düşününce kendisine koyabilecek gündelik hedefler bulabiliyor, gerçekten!)
  5. Live with the 3 E’s — Energy, Enthusiasm, and Empathy. (Lafta kolay pratikte zor bir madde ama denemeye değer!)
  6. Play more games and read more books than you did in 2007. (Oyun oynamayı küçümsemeyiniz, kitap okumaya diyecek sözüm yok, ‘kitap ruhun gıdasıdır’ dan başka’
  7. Make time to practice meditation, and prayer. They provide us with daily fuel for our busy lives. (Bu meditasyon olayları bana çok sofistike geliyor ama bu ön yargımı kırmalıyım!)
  8. Spend time with people over the age of 70 and under the age of 6. (İhtiyarın ve bebek-çocuğun huysuzunu bulursanız bence de kaçırmayın)
  9. Dream more while you are awake. (Sonra adın leyla’ya çıksın ama olsun)
  10. Eat more foods that grow on trees and plants and eat less food that is manufactured in plants. (Hayaller ve gerçekler)
  11. Drink green tea and plenty of water. Eat blueberries, wild Alaskan salmon, broccoli, almonds & walnuts. (Deneyeceğim ama söz veremiyorum)
  12. Try to make at least three people smile each day. (Bu konuda sıkıntı yok)
  13. Clear clutter from your house, your car, your desk and let new and flowing energy into your life. (En büyük hedeflerimden birisi, uzun yıllardır)
  14. Don’t waste your precious energy on gossip, OR issues of the past, negative thoughts or things you cannot control. Instead invest your energy in the positive present moment. (Bu bence hepimizin hayatını kurtarabilecek bir kural, gıybetsiz bir yaşam zor ama herşey kararında güzel, eğlenceli dedikodu yapın analize girmeden:) )
  15. Realize that life is a school and you are here to learn. Problems are simply part of the curriculum that appear and fade away like algebra class but the lessons you learn will last a lifetime. (Bu yaş ile oturan bir kavram, bende yavaş yavaş anlam kazanmaya başladı, yediğin her kazık bir hayat dersi cano, bunu unutma:) )
  16. Eat breakfast like a king, lunch like a prince and dinner like a college kid with a maxed out charge card. (Hahaha sadece gülüyorum çünkü bende tam tersi bu öğün işi)
  17. Smile and laugh more. It will keep the nagative blues away. (Her zaman! )
  18. Life isn’t fair, but it’s still good. (Aynnneeeeeeen!)
  19. Life is too short to waste time hating anyone. (Ben ondan nefret edeceğime o benden nefret etsin felsefesi de yürürlüğe sokulabilir)
  20. Don’t take yourself so seriously. No one else does. (Hep derim, ama bazen bazı insanların yüzüne söyleyemem o ayrı)
  21. You don’t have to win every argument. Agree to disagree. (Sonunda hepimizin gireceği delik belli :) )
  22. Make peace with your past so it won’t spoil the present. (Govinda jaya om)
  23. Don’t compare your life to others’. You have no idea what their journey is all about. (Hep derim ama empati kurmanın imkansız olduğu insanlar da mevcut malesef)
  24. No one is in charge of your happiness except you. (Kocam ile neden evlendim?)
  25. Frame every so-called disaster with these words: ‘In five years, will this matter?’ (Güzel bir alışkanlık)
  26. Forgive everyone for everything. (Affet affet de nereye kadar)
  27. What other people think of you is none of your business. (Bak orası doğru)
  28. Remember God heals everything. (Tanrı mı yoksa zaman mı bilemedim)
  29. However good or bad a situation is, it will change. (Sezen Aksu bunu daha önce söylemişti, geçerr geççeeerrr daha öncekiler gibi bu da geçer….)
  30. Your job won’t take care of you when you are sick. Your friends will. Stay in touch. (Peki parasız kaldığımda da ilgilenirler mi dersin)
  31. Get rid of anything that isn’t useful, beautiful or joyful. (pragmatik ol!)
  32. Envy is a waste of time. You already have all you need. (Annem de hep böyle der:) )
  33. The best is yet to come. (züğürt tesellisi)
  34. No matter how you feel, get up, dress up and show up. (show must go on!)
  35. Do the right thing! (doğrudan şaşma!)
  36. Call your family often. (aynı mahallede oturuyorsan benim gibi abartmaya gerek yok:) )
  37. Each night before you go to bed complete the following statements: I am thankful for _______. Today I accomplished ____. (Uyuyakaldığn anın bilincinde olursan tabii:) )
  38. Remember that you are too blessed to be stressed. (reality bites)
  39. Enjoy the ride. Remember this is not Disney World and you certainly don’t want a fast pass. You only have one ride through life so make the most of it and enjoy the ride. (hayat felsefem)
  40. Laugh when you can, apologize when you should, and let go of what you can’t change. (ah, ah, doğru söze ne hacet)

Kaynak: http://www.glennong.com/2009/04/40-tips-for-better-life.html

Sizde farkında olmadan bir guru olabilirsiniz, bu kurallardan hangisi hayatta sizin kurallarınızdan biri? Benim için her zaman 5,6,12,15,17,27. meddeler benim çoktan yürürlüğe soktuğum maddeler..

Ya sizin maddeleriniz hangisi?

Hadi anlatın! Anlatın!

İdil

 


Değişim

Posted on

coffee-731330_1280

Uzun yazmayacağım kısa keseceğim.

Bu aralar kafamda dönen bir soru var onu düşünüp duruyorum.

Nedir o soru?

Şu dünya üzerinde en çok arzuladığımız ve en çok korktuğumuz şeylerin en başında değişim geliyor. Nedir bu paradoks?

İçimde cesur bir savaşçı var. Daha doğrusu var-dı sanki. Peki şimdi nerde o?

Belki de otuzların getirdiği bu olsun, cesaret olsun.

Eşşeğini her zaman sağlam kazığa bağlayanlardanım bu konuda tartışmaya gerek yok ama aynı zamanda hayattaki açılımların hep cesaret işi olduğunun da farkındayım. Ve açılım olmadan da bir süre sonra boğulabilecek olanlardanım.

Bir şeylerden memnun ve mutluymuş-çuluk yapmak beni içten içe rahatsız eden bir şey. Hani gece yorgan döşeklerinin altındaki minicik bir bezelye tanesi yüzünden berbat bir gece geçiren bir prensesin hikayesindeki bezelye benim için bu -muşçuluk oyunu.

Herşeyin bu kadar oynak olduğu bir dünyada daha ne kadar sağlamcı olabiliriz?

Yeni rüzgarlara uyum sağlayabilmek için sağlam köklerin olması benim için elzem ancak devamında gelecekten bu kadar korkmamalıyım.

Hayır korkmamalıyım, ben ki arkasına bakmadan derinlere daha da derinlere soluksuzca yüzmeye hevesli bir kızım. Di mi?

Bi noktada samimi bir şekilde: Hayat nasıl biliyorsan öyle gel! diyebilmeyi becerebilmek gerekiyor sanırım.

Ve her şartta senin koşullarına uyum sağlayacağım, yeterli donanıma sahibim. Haydi bakalım uçuşa hazırız!

34 yaş yeterince iddialı oldu mu bakalım bu son cümle?

Göreceğiz.

Ha bir de her işte bir hayır vardır:)-

Güzel bir gün olsun.

Hepimizin akacağı kanalları bulup kendisini en güzel şekilde ifade edebileceği güzel günler olsun. Boşa yaşanmayacak bir hayat için vazgeçilmez olan bu sanırım.

Öptüm.

İdil


İlham

Posted on

wood-691480_1280

Şu hayatta bize en çok vakit kaybettiren şeylerin başında diğer insanlar geliyor bence…

Her ne kadar insan iletişiminin, dayanışmasının, birlikteliğinin önemine bütün kalbimle inansam da yine birbirimizin dipsiz kuyusu yine birbirimiziz.

İlhamı hep büyük şeylerde arıyoruz, hayatı yaratıcı bir şekilde yaşayabilmeyi kaçımız başarabiliyoruz? Kaçımız küçük şeylerde, izlerde, anlarda farklı olanı yakalayabiliyor? Yorumlayabiliyor?

Hayat hepimize az ya da çok zor. Peki bizim ilhamımızı kim çaldı? Çalıyor? Yoksa bir suçlu yok mu?

Kös kös kapalı bir toplumda yaşıyoruz tamam kabul, yaşama zevkimizin günden güne köreltildiği, kadınların sadece anne ve ev kadını seviyesine çekildiği, tatsız tutsuz, şiddetin hepimizi sindirdiği, huzursuz zamanlar…

İşte ben böyle zamanlarda olduğu gibi kendi iç melodime sığınıyorum. Gazeteleri az okuyorum, tv zaten izlemiyorum, insanlarla gündemi yorumlamıyorum. Kendi kabuğuma çekiliyorum işler b.ka sardığında.

Önümde potensiyel yaşanacak yıllar olduğunu düşünürsek, anne olduğumu,  bedensel ve ruhsal olarak sağlıklı bir çocuk yetiştirmeyi hedeflediğimi de düşünürsek; ruh sağlığımı korumam gerekiyor.

Yapıcı olmayan tartışmalarda, anlamsız çekişmelerde, ego savaşlarında, gereksiz kıskançlıklarda ve dar alanlarda bazen diğerlerinden kaçıyorum evet. Çünkü insanlar kısır döngüye girdiklerinde sadece enerji kaybediyorlar.

Kitap okumak, boyama yapmak, bileklik örmek, müzik dinlemek, insanlarla genel olarak iyi bir iletişimde olmak, medyayı uzaktan ve sadece mantıklı kanallar aracılığı ile takip etmek bana iyi geliyor.

Bir de buraya yazmak. Kendime küçücük bir yaratıcılık balonu yaratıyorum. Özellikle kendimi mücadeleden uzak, tembel sıkıntının kollarında bulduğum zaman buraya yazmak benim için ödev gibi oluyor. Mükemmel olmayacağım hiç bir zaman, mesela yazım yanlışları yapmaya devam edeceğim, noktalama işaretlerini doğru kullanamayacağım, cümlelerim bazen düşecek. Ama bütün bunlar kendimi yazılı ifade etmeme engel olmayacak. Çünkü gündelik hayatımı ‘yaratamaz isem’, ‘bakan körlerden’ birisi olup çıkarsam kendimi hiç affetmeyeceğim.

Blogların bir iyi tarafı da bu, kocaman bir kitleye ifade etmesem de kendi çemberimde gönlümü eyliyorum. Ve biliyorum ki hayatımızdan sıkılsak da bazen, işimizde gücümüzde arzu ettiğimiz yaratıcılığı sergileyemediğimizi düşünsek de küçük eğlenceler ve kişisel yaratıcılıklar peşinde koşabiliriz. Gündelik hayatımızı kurtarabiliriz! An’da kalabilmeyi becerebilmek bence mühim bir şey, ne geçmişte takılmak ne de geleceğe kafayı gereksizce takmak.. Şu ana hakim olursak belki yakın geleceğe de bi nebze sözümüz geçer?

Her neyse uzun lafın kısası benim için insanlar büyük bir ilham kaynağı aslında, sap ile samanı ayırabilmeyi daha iyi becerebilmek için uğraşıyorum. Kafamızda takıldığımız, üzerimizde, düşüncelerimizde bile olsa didiştiğimiz insanlara yol vermeyi başardığımızda esas o zaman mutluluğun kapıları bizim için açılıyor bence…

İkinci etap benim için evdeki fazla eşyalardan kurtulmak, kötü anılar gibi gereksiz eşyalardan da kopmayı becerebilmek…

Herkese gülümsüyorsam bu safça bir iyimserlik bulutunda yaşadığım için değil ama gülümseyerek hayat daha kolay. İnsanların size yaptıklarını (iyi ya da kötü) hiçbir zaman unutmayın, aslında atalarımızın da dediği gibi her işte bir hayır var. Bazı şeyler oluyorsa ve olurken bizi ruhsal olarak yoruyorsa bile doğru dersi çıkartıp Yandex hesabı doğru bir ‘yeni rota’ hesaplayabiliyorsak kendimiz için, o zaman şanlı sayabiliriz kendimizi!

Sevgi ile kalın ve rotanızı mümkün olduğunca kendiniz belirlemeye çalışın!

İ.

 

 

 

 


Ah şu haylaz keratalar!

Posted on

Processed with VSCOcam with s4 preset

Biz modern zaman annelerinin başlıca derdi bu: ‘aman çocuğum beyinsel olarak uyanık olsun’. Yani uyanık dediysem, kurnazlık anlamında anlaşılmasın. Yani bebeğim kendisini çevreleyen ses ve titreşimlere açık olsun, beyni sağlam gelişsin, ilerde ensesine vurulup önündeki ekmeği kaptırmasın diye bin bir çabalar biz şehirli annelerde.

Olay hamilelik ve hatta daha öncesi folik asit sevdasıyla başlıyor  zaten yok neymiş nöral tüp defektini önlermiş. Sonra doğar mı sana cin gibi bebeler, uyumaz, o yeni doğan bebek haliyle seni sorgular, bin bir türlü oyunla seni ters köşe yatırır.

Sonra gelir efenim flaş kartlar, yok şarkılı oyuncaklar, baby Einsteinler, baby Mozart CD’leri, beş duyuya hitap eden oyuncaklar bi sürü ince ince düşünülmüş şey. Mini mini yaşlarda hummalı bir çalışmalar. Kas motor gelişimi, ince motor kaslar, yine karakterli kül yutmaz terrible two’lar horrible three’ler.

Arkadaşım bütün bu ‘aman çocuğum uyanık olsun, akıllı zeki olsun’ çalışmalarının sonunda altıncı yaşta geldiğimiz nokta şudur ki: Anacım bu çocuklar çıktıkları deliği bile beğenmiyorlar, cinlikte son noktadalar, laf yetiştirme al bi o kadar, hareket kapasitesi Duracell tavşanı ile kafa kafaya.

Ya diyorum acaba bizde annelerimiz gibi çocuklarımızı oluruna mı bıraksaydık, hem Montessori mi vardı eskiden? Hum?

Şimdi buraya kadar okumuş sevgili okur beni tanıyorsan birazcık anlamışsındır zaten metindeki hafif alaycılığı, hem bende öyle tarlada yetişen karpuz gibi çocuğu kendi haline bırakacak tip var mı?

Pedagojik anlamda feci donanımlı olmasam da kendi çapımda bi bildiklerim elbet benim de var:)

Folik Asit kullanımıyla da bi alıp veremediğim yok komik anekdot olsun diye kullandım.

Ancak bugün altı yaşında oğlum sabah bir saat cimlastik üzerine bugün beraber oynamamızı istediği tonlarca oyun sonrasında (1 saatte bahçeye çıkıp top oynadı ha) hala yatmadan önce son kalan enerjisiyle beni soru yağmuruna tutunca, kendi kendime bi sorayım dedim acaba bebekliğinde uyanık bişi olsun diye kantarın ayarını mı kaçırdım ne?

Hepsi şaka! Şimdi klasik her zaman yanında bir tutam suçluluk duygusuyla dolanan canlı türü ‘anne kişisi’ olarak direk şu cümle ile bağlıyorum: Aman canım sağlıklı olsun da koşsun oynasın, sorsun sorgulasın, beni zorlasın :)

Hemde uzun süredir yazmadığım gibi daha da uzun süredir böyle dırdırcı anne tonunda yazmadığımı da farkettim, bu açığımı da hemen kapatmak istedim.

Ay umarım bundan sonra daha sık yazarım.

Dua edin, gaz verin, çiçek yollayın hahahaha

Hepinizi öptüm

İ.


Her Dem Yeni

Posted on

flowers-690425_1280

Herşey Yeni Türkü’nün suçu, benim değil.

Çocukluğumda anlamını anlamadan duyduğum, bilinçsizce dinleyip, ezberleyip söylediğim, içselleştirdiğim şarkıların suçu. Aslında yok yok Yeni Türkü’nün değil, babamın suçu! Böyle şeyler dinlenir mi küçük çocuğun yanında?  ‘Başka Türlü Birşey’miş benim istediğim, yok efendim ‘Ya İçindeymişsin Çemberin ya da Dışında’, daha da iyisi ‘Maskeli Balo’ymuş ve onun sahte yüzleriymiş, neymişiz ‘Yeşilmişik’? ‘Düşer miymişiz yavaşça sakin bir derenin içine?  Kendimizi ‘pembe, yeşil güzel bir açelya sanmalar, ışık ve suyla coşmalar, çiçeklenmeler, koyu karanlıkta kırılmalar…Neymiş neymiş ‘ışığın içinde saklıymış’ falan filan. ‘Dalgacı Mahmut’çuluk oynamalar hepiniz uykudayken gökyüzünü boyamalar, yırtılan denizleri dikmeler, dalga geçmeyi vazife edinmek. Hele hele o ‘Bahar Şarkısı’ ne ayıp. ne ayıp, hazza davet resmen.. ‘Aşk Yeniden’miş Akdeniz’in tuzu gibiymiş, kumsalların deliliğiymiş, rüya gibi bir yaz geçerkenmiş, gecelerin şehvetinden kendinden geçmekmiş..’Sevmek birçok şeyi göze almak demekmiş’, ‘Dün gece sen uyurken çiçeklere su vermek ve anlatmak onlara insanların korkunç hikayelerini’ ?

Çoğunluğu Murathan Mungan’a ait olan bir sürü şiir, sarkı sözü olarak kulağımdan girmiş, Derya’nın sesiyle beynime kazınmış ve emeği geçen diğer müzisyenlerin nameleri ile kalbimde ritm tutturmuş eşssiz şarkılar.

Şu hayatta ezbere bildiğim müzik külliyatı kessinlikle Yeni Türkü’nünkilerdir. Çok küçükken sadece kulak aşinalığı yaşadığım, biraz daha büyük bir çocuk olunca en hareketli melodilerinde dansettiğim ve sözlerini ezberlediğim ve eşlik ettiğim. Akdeniz, Akdeniz ve Yeşilmişik kasetlerinin kılıfları hala dün gibi aklımda, döndür döndür dinlerdim. Sonra büyüyüp aşık olmalar, hayatı sorgulamalar, kendini aramalar, isyankar haller ve en sonunda 30′larda geri dönüp bütün bunlara kuşbakışı bakmalar.

Ve hatta havayi.com’a hayatımın ‘Yeni Türkü’ sel yanı hakkında bir makale yazmalar. Kişisel tarihimde yeri ayrıdır ve bu kocaman hediye de babamdan bana yadigardır. Yeni, yenilik, yenilenme bu kelimeye olan düşkünlüğüm bile burdan gelmektedir ne malum?

Ben hayatı bütün yönleriyle sevmeyi sanırım ilk önce bu şarkılarla öğrendim. Her birindeki kırılgan ama optimist yaklaşım, melodilerdeki coşku, aşk acılarından bahsederken bile ‘damarlarımı açarım’ tadında olmayan melankoli ve doğa sevgisi, duyarlılık… Akdeniz melodileri ve özellikle buzuki ile olan kulak aşinalığımın, iflah olmaz iyimserliğimin ve daha nicelerinin kaynağıdır, kıymetlidir.

Bakalım ben Emre’ye ne bırakacağım, nasıl hatırlayacak çocukluğunu ve ilk gençliğini, umarım güzel bir deniz feneri olabiliyorumdur onun yolunu aydınlatan :)

Mutlu Cumalar olsun.

İ.


Bir Kitapseverin Sayıklamaları

Posted on

books_apple_hires

Eğer bir Edmond Dantes ya da nam-ı diğer Monte Cristo Kontu değilseniz,  sıradan hayatınızda yaşayabileceğiniz maceralar/hayatlar malesef ki sınırlı.

Ancak iyi bir okursanız önünüze açılabilecek kapılar, hayatlar, maceralar,zamanlar, algılar, duygular sınırsız.

Herkesin şu hayattaki uyuşturucusu farklı, benimkisi de  kitaplar. Normal bir ilişkimiz olmadığının farkındayım ama benden bin beterlerinin olduğunu da biliyorum. Doyumsuz bir iştahla kendilerine sahip olmayı seviyorum, hep yanımda yamacımda olsunlar istiyorum. Gece ansızın uyanıp ‘o’ kitabı okumam gerekebilirmiş gibi başucumda bekleyen bir sürü kitap var.

Ayrıca günün değişik saatleri için değişik kitaplarım var. Mesela sabah ve akşamüstü iş dönüşü için çantamda bir tane nispeten ‘hafif’ bir roman vardır, malum toplu taşımada konsantrasyon bir yere kadar. Sonra evde taşıması ağır bir kitap vardır, bir zamanlar başladığım ama bir türlü bitiremediğim. Çizgi romanlar vardır sonra siyah beyaz mürekkep tekdüzeliğinden sıkıldığımda nefes aldığım ama geceleri yatmadan önce beynim jöle kıvamında değilse mutlaka Monte Cristo ile randevuma koşarım. Hayatımda okuduğum en esaslı intikam hikayesi, bu aralar çevremdeki herkesi bu hikaye ile bayıyorum biliyorum ama sevdim mi anlatırım, huy bu çıkmıyor:)

Kitaplara kesinlikle yüce bir anlam yüklemem, putlaştırmam onları. Öncelikle kendime sonra da kütüphaneden yolu geçenlere kesinlikle ön yargılı davranmam. Sadece Dünya Klasiklerini ya da Jean-Paul Sartre’ın Bulantı’sını okuyanları adam yerine koymam. Bence okuma zevkleri şekilden şekile girebilir, dönemsel olarak değişebilir. Özgür bir konu olmalıdır. Okumak her okurun kendi ‘gizli bahçesine’ hitap eden bir etkinliktir. Dünyanın en asosyal etkinliğidir kanımca ve bana çok iyi gelmektedir.

Hepimizin kendinden kaçış, kendini uyuşturma ya da uyandırma yöntemleri apayrıdır tabii. Benim için sosyal, renkli, geveze, matrak tarafımın zıttı olan karanlık tarafımdır okumak. Sadece kendimle baş başa kalmaya ihtiyacım herkes gibi benimde  var, bazen de oyalanmaya. Günümün büyük bir bölümünü onların arasında nefes almak, onları raflara hazırlamak, insanlara tanıtmak ile geçiriyorum. Göreceli olarak asosyal bir meslek, ya da hitap ettiğin kitlenin senin gibi hafif, orta ya da ağır şiddette içine kapanık insanlardan oluştuğu büyülü meslek.

İnsanlar, çevremdeki olaylar, hareket eden dünya, akan gün, uçan kuş, esen rüzgar, arızalı yanıp sönen lamba falan filan bütün bunlar son derece dikkatimi çeken olaylar. Odaklanmakta güçlük çekebilen biriyim, algıları biraz hassas terazi gibi işte bu yüzden sessizliğin hüküm sürdüğü, bazen monotoninin doruklarında dolaşan ama genç ya da yetişkin okurlarla renklenen güzel bir mesleğim var.

Okumak şu hayatta edindiğim en hayat kurtarıcı eylemlerden biri. Bir nev-i travelling without moving yani tam benim gibi fiziksel tembel ama kafasında binlerce at koşturan bir insana göre bir eylem. Ya da insan tanımayı, analiz etmeyi seven bir çakma sosyolog için bulunmaz fırsat, risksiz çünkü okumak pasif bir eylem de aynı zamanda. Sonra bir de işin virütik tarafı var, bulaşıcı bir hastalık okumak, romanlar, güzel bir hikaye, tavsiyeler. Hele okumayla arası olmayan bir insana bu alışkanlığı aşılayabilirsem benden mutlusu yoktur. Kütüphaneci olmak sıkı bir gözlem yeteneği ve hafıza gerektirir okurları onların okuma alışkanlıkları hakkında şaşırtabilmek ve yeni kitaplarla tanışabilmelerini sağlamak için. İyi bir kütüphaneci bence basın-yayım dünyasını iyi takip ettiği gibi okuyucuları da iyi tanımalıdır, sonrasında ise şeker gibi tatlı ve samimi bir ilişki doğar zaten kendiliğinden.

Bir insanın gündelik hayatında yapabileceği en barışçıl bir eylem okumak ayrıca. Daha çok okur olsa keşke insanlar birbirlerini yemeseler sıkıntıdan. Boş verseler boş verebilseler mesela.

Peki sizin için nedir okumak? İtici midir yoksa çekici midir? Kibirli midir yoksa alçakgönüllü mü? Yabancı dilde okumak ne anlama gelir sizin için?

O gün içinde sessiz sakin yerinde oturan, periyodik aralıklarla şıışşşt diyen sessizlik mabedinin cesur şövalyesi kütüphanecinin kafasında da bin türlü sorular dönmektedir belki de bütün bu sorulara cevaplar bulabilmek için bütün bu değişik kitaplar arasına sığınmıştır. Kim bilir?


Les folettes*

Posted on

girl-933644_640

*Deli kızlar

Emre’nin bu hafta bana ve misafirlerimiz olan arkadaşlarımıza taktığı isim aynı zamanda:) Kendisinin beni gündelik sıkıcı anne ve eş modundan çıktığım anlarda tanıyabilmesini çok seviyorum. Eminim ki o da  ‘annem bi farklı bu hafta’ demiştir içinden. Sanılmasın ki kendi hayatımdan memnuniyetsizim ama tahmin edersiniz ki üniversite yıllarınızın en can dostunu (hem de Sicilya’lı tam şenlikli yani) ve tatlı çekirdek ailesini kendi ülke ve evinizde ağırladığınız zaman keyfinden yenilmez. Çünkü o arkadaşlarla olan bağlar çok derinlerden kurulmuştur, gündelik hayat paylaşımlarına illaki de gerek yoktur bıraktığımız yerden hop diye devam edebilmemizin sırrı vakti zamanında beraber içilmiş expresso’larda, limoncello eşlikli kahkahalarda, ana dilimiz olmayan bir dilde sunum hazırlama stresinde, gençliğin vazgeçilmez ‘ev’ partilerinde falan filan saklıdır…

Ben yaş aldıkça şunu farkediyorum; insanın küçükken içinde büyüdüğü ortam yetişkin hayatını inanılmaz etkiliyor. Ben çocukken hep babamın arkadaşlarıyla Türkiye’nin bir köşesinde gezilerdeydik. Babamın üniversite arkadaşları çok eğlenceli tiplerdi, çoğu halihazırda Eczacılık Fakültesi’nde hocalık yapmakla beraber engin bir merak duygusunun ilk tohumlarını da attılar bende. Evlenmekle işi olmayan, gezmeye ve arkeolojiye meraklı teyzeler, bir türlü evlendirilemeyen bekar amcalar, bitki uzmanı botanik profesörü E. amca, gitarla söylenen şarkılar, klasik evli çiftlerin çocuklarıyla olan arkadaşlıklar, yaramazlıklar… Ama en önemlisi şu bence;  bir çocuk olarak yetişkin dünyasının katı duvarlarıyla büyümedim ve annemin babamın arkadaşları hep bir birey gibi davrandılar bana ve gruptaki diğer çocuklara. Vakti zamanında büyüme sürecinin içinde farketmesem de sonralarda özellikle de ebeveyn olunca ben de çocuğum için aynı şeyi istediğimi ve yapmaya çalıştığımı gördüm.

Ana mesaj belli : Bir ömür boyu süren arkadaşlıklar kıymetlidir! Birine, saçlarında beyazlarda olsa ‘yavru’ diye hitap etmek hani o eskimiş püskümüş ama seninle bütünleşmiş penye ev pijaması kadar rahat ve güvende hissettirir insana kendisini.

David ile tanıştığımızda onun benim arkadaşlarım ile kaynaşması benim için çok önemliydi şimdi aynı şey Emroş için geçerli. Onun ‘benim insanlarımı’ tanımasını, sevmesini, onlarla eğlenebilmesini, onlardan birşeyler kapabilmesini çok istiyorum. Benim arkadaşlarımın bebekleriyle, sevgilisiyle, hayat eşi ile tanışması, bir hafta aynı evde yaşaması, güne beraber başlaması, önceleri çok çekingen ama onlar giderken kendilerine gidip sarılacak (bilen bilir uyuz bir oğlum var hiç yüz vermez) kadar bağlar kurmaları beni içten içe gülümsetiyor, evet diyorum ‘hain’ planlarımı sonunda hayata geçirebiliyorum:)

Emre dünyaya geldiğinden beri onu sevdiğimiz herkesle tanıştırdık, onların yurtdışındaki evlerine misafir olduk, bebek ağlamaları, yemek kaprisleri, uyumama krizleriyle hayatlarından bezdirdik ama şimdi ev sahibi olarak sıra bizdeydi. Dört aylık bir bebekle bir hafta geçirdik ve Emre mesajı aldı: Biz ve bazı arkadaşlarımız kalpten bağlı bir aileyiz ve kan bağı olmadan da aile gibi hissedilebilir’. Edna bebek ebeveynleri olmadan İstanbul’da iki saat boyunca bize emanet edildi (bilen bilir çocuğunu bebeğini aile dışı birine emanet etmek zordur hele turist olduğun bir şehirde), Emre ikinci sabah kızlarla uyandı, çok az tanıdığı insanlarla kahvaltı etti, giyindi ve biz işteyken arkadaşlarımızla takıldı.

Akşamüstleri haricinde çok güleryüzlü bir melekle İstanbul sokaklarını arşınladık, yolda bizi durdurup bebeğin kafasını çok geriye düşmüş olduğu konusunda bizi uyaran ayyaş çöpçüye beraber güldük (evet bu ülkede ayyaşlar bile bebek bakımına müdahale edebiliyor:) ), tramvayda bebek ağlama krizine girdiğinde sessizce omuzuma dokunup el kol hareketleriyle aç aç bu bebek diyen teyzeye ‘hadi ya sağol be’ tepkisinin evrensel olduğunu deneyimledik, bu havada üşür bu bebek yavrum diyen teyzeleri ise saymıyorum kendilerine kutuplardaki penguenlerin bile birbirlerine sokularak ısındığını (tamam onların yağ oranı daha yüksek ama yine de) ; annesi ve vücuduna yapışık bir bebeğin vücut ısılarının gayet yeterli olduğunu açıklayamayacak kadar mutluyduk. Millet olarak annelik hakikaten bizim olayımız, verilen akıllar ise gırla…

Yani uzun lafın kısası yedik, içtik,güldük, konuştuk, yürüdük, bebek ağlaması fon müziğiyle samimi akşam yemeklerinde nadirde olsa beraber geçirilen zamanların tadına vardık. Şehre yeni insan gelince onlarla turist olmak çok keyifliydi!!!

Bütün bu hafta bir süre daha götürür beni.

Bu uzun yazının sonuna kadar gelebilenler yanağınızdan bir makas alıyorum ve cümlenize iyi geceler diyorum.

Yarın Emre bademcik ve geniz eti ameliyatı olacak, bu postu yazmakla uğraşmak sayesinde heyecan yapacak fırsatta tanımıyorum kendime. İki gündür akıllı telefonum olmadan da yaşamayı becerebildim. Muhteşemim :) -

Sevgi ve sağlık ile

sadık dostunuz

İ.